GERÇEK BİR KADIN..

Ne güzel geldi bu yazı bana..

Aşk yinelenesi..

Ben

 

Nisan 2012

Celil Şengün

Zihnimde geçmişten çağırdığım minik aşk öykülerini yokluyorum şimdi. Sevdiğim, yanıp tutuştuğum kadınları. Yanlarına her gittiğimde nabzımı yükselten kadınları, hayatımı adamaya her an hazır olduğum kadınları, âşık olduğum, Tanrı yerine koyduğum, aklımı başımdan alan kadınları; onlar kapıyı çekip gidene kadar vazgeçmediğim kadınları…

Hepsine şiirler, hikâyeler yazmışım, geceleri masallar anlatmışım.

Başlangıçta hepsi sevilmeyi istemiş; ben de istediklerini vermişim onlara. Sarmışım, sarmalamışım, dokunmuşum ve de sevmişim.

Ben inandığım “aşk” için bulutların içinde uçarken, onlar tünedikleri dallardan beni seyretmişler. Sonra bilmem nedendir o kadar yükseğe çıkamayacaklarına karar verip, ağaçların altında dolanan horozlara karışmışlar. Oysa aşk için kanatlarını açmıyorsan aşkın ne anlamı var?

Zaman…

Ne yaşananlar ne de zaman bu adamı uçmaktan da düşmekten de vazgeçirememiş.

Sonra bir gün, Tanrının ona gülümsediği gün, uzaktan bir ses önce kulağına, sonra uçmaktan hiç korkmayan kanatlarına aşkı fısıldamış, gök kubbenin en yücesinden. Onu çağırmış.

Hayatı boyunca beklediği, hayal ettiği fakat rüyalarında bile rastlayamadığı kadın ona ilanı aşk etmiş.

Aşkı onun gibi gören, onun gibi yaşayan, onun gibi dokunan, onun gibi hisseden Tanrının kadın yüzü aşkın elini uzatmış ona. Gerçek bir kadın… Kokusuyla, dokusuyla, dokunuşuyla, sözleriyle, hisleriyle tam bir kadın.

İlişkilerini yaşadığı ya da yaşadıklarını ilişki zanneden bu adamın, geçmişinde prensesi olarak kabul ettiği tüm kadınlar, hikâyelerdeki gibi renkli kurbağalara dönüşmüşler.

Kusursuz gerçek bir kadın,
Aşkın en sıcak ve en derin yüzü,
Dokunuşuyla ruhunu bedeninden çıkaran bir kadın
Tanrının yarattığı en mükemmel varlık…

http://www.kuraldisidergi.com

KIZIM DİYE DEMİYORUM!

O kadar cıvıl cıvılım ki, konuya başka yerden giremeyeceğim..!!

"Kızım diye demiyorum, oğlum diye demiyorum.." ve benzeri cümleler vardır bazen gerçekten hakiki anlamını taşıyan, bazen ise tamamıyla kişiye olan yakınlığından ibaret sarfedilen..

Ben de diyeceğim, diyorum, dedim gitti..

"Kızım diye demiyorum, nasıl gururlandırdı bizi nasıl nasıl nasıl!" Bir o kadar da eğlendirdi.. :D :P :D Artık kime çekmişse? Evet bir kısmınızın bildiği üzere Naz’ın yıl sonu gösterisi vardı. Ama ne gösteri! Bana daha çok Naz gösterisi gibi gelen! :P

Öğretmenlerimiz tek kelimeyle kusursuz, mükemmel, muhteşem, olağanüstü –bunların hepsi aynı kapıya çıkıyor değil mi?- performanslar hazırlamışlar. Haftalarca bunca şeyi sır gibi saklamasına mı şaşırayım, her bir performansda gösterdiği başarıya mı? – sözüm hepsine- Ne dramalardaki halleri, ne baledeki, ne halk oyunları ömrümce gitmez daha gözümün önünden.. Hele bir koro vardı ki ne siz sorun ne ben söyleyeyim..

Bir kez daha sahne için dünyaya gelmiş dedim, getirmişim dedim!

Hepsi bir yana ne kadar eğlenerek, mutlu olarak yaptılar hepsini.. Anne ve babamın gözyaşları, sağ sol ile sohbetlerini bakın saymıyorum bile.. Babamı bilen bilir az çok, çenesini de, az çok açabileceği sohbetleri de.. Boşlukları tamamlayın.. Ara verdiklerinde, ikram için salondan ayrıldık.. Babam hemen çocukların ne yediğini öğrenip, sadece poğaca ve tatlı kurabiye –ki okulun kendi yaptığı ürünler bunlar pastane filan değil asla, en hassas noktaları malum- ile taze sıkılmış portakal suyu olduğunu öğrenince ona da yorum yaptı! Hayır sanki 15 dakikada ve o saatte kuru fasulye pilav verecekler. :P

Neyse babamla epey eğlendik..

Bitti, kulağının zonklamalarına rağmen tamamladı rahata erdi Naz.. Dönüş yolunda ben direksiyondayım, kendine cd seçiyor, şunu koy, bunu koy.. Derken,

"Anne Erhan Öğretmeni mi gördün mü, ilk defa mayosuzdu ve ne kadar yakışıklıydı. Siyah pantolon ve beyaz gömlek çok yakışmış."

"Gördüm Nazcım hatta anneannen ve dedenle de tanıştırdım."

"Anne?"

"Bana saçların çok güzel olmuş." dedi.

"Doğru demiş çünkü saçların çok güzel." dedim ve aynadan baktım.. Uzun uzun baktım.. Benzer koltuklarda bir an olsun oturmak istemeyen bebeklik hallerin geldi aklıma.. Aynı yüze, bakışlara, lahana bebek turuncu saçlar koydum.. Çift biberon, termos, rezene gezdiğimiz günlerimizi düşündüm.. Geç çıkan dişlerini, tülbentle sildiğim, parmağımla damağını kaşıdığım günleri.. Uykusuzluğumu, dirençsizliğimi ve yaşamın karşıma çıkarttığı HER ŞEYE rağmen sana olan o tartışmasız, sarsılmaz sevgimi düşündüm..

İyi kilerimin en güzeli, kaçıncıdır bana eşsiz günler yaşatıyorsun.. Hep dediğim gibi, eskilerin dediği ve o çok sevdiğim..

Sonun önünden gür olsun biricik kızım..

Seni çok ama çok seven Ben..

ps: tevazu yokkkkkkkkk! mazur görün.. pek havalardayım, inmem zaman alacak!

 

ŞÜKÜR KAVUŞTURANA!

Bana da öyle oldu..
Kendimin uzağına düştüm bir süreliğine..
Kolay degilmiş hengamenin orta yerinde olup, bir türlü kendine, içine dönememek.. Sonra sürekli böyle yaşayanları, inatla kendine dönmeyenleri, dönemeyenleri düşündüm. Huzursuz ruhlar sarınca insanın etrafını böyle oluyor galiba..

Yok tabii öyle bir dünya, yalan tabii öyle bir dünya.. Hani aynı ruh haline çakılı kalınan.. O da sinir eder beni, rol kesmeler, çoktan bitmiş ama şahaneymiş gibi yapılan tüm o ilişkiler.. Hiçbir şey sabit değil hayatlarımızda, olmamalıda zaten, doğamıza aykırı bu. Ah bir de kabullenen kitle ile bir araya gelsek ya hep..!!

Hayırlara vesile denecek türden bir koşturmanın, yoğunluğun orta yerinde buldum kendimi birdenbire.. Aman aman!! Sağımdan solumdan çekiştirenler, yapılması gerekenler, işler güçler, öncelikler, etkinlikler, mecburiyetler, istekler, istememekler.. Ne oluyoruz demeye kalmadan bir diğeri..

Alışkın değilim ben.. Hem de hiç değilim.. Az biraz kendimi dinlemeye o kadar çok ihtiyaç duyuyorum ki, duydum ki.. Kaç hafta oldu Kuzguncuk’a bile gitmemişim, iki satır yazmamışım, kahverengi deri kaplı defterimi açmamışım, sevdiğim müzikleri dinleyip rahatlamamışım, şu filmi izlememiştim deyip dvd koymamışım, kitaplarımdan ayrı kalmışım, ÖZLEM sarmış dört bir yanımı ama ben üstünü örtüp sağa sola sarmaya devam etmişim..
Dur demeye her yeltendiğimde, başka bir şey çıktı.

Yeter ama diyecek olduğumda bir önceki günden daha yoğunu geldi..

Dizilerimi bile izleyemez oldum hesap edin artık!!! :) )))

Rahat batmasın diye arada insanın bunları da deneyimlemesi gerek sanki..

Elma ile armutu ayırabilsin diye tip tip insanlarla bir araya gelmesi gerek sanki.. Böylelikle kalplerimizi yumuşatmayı öğrenebiliriz belki..

Belkide büyük çoğunluğu şehir insanı olmak ve olamamakla ilgili. Ben arafta olunca etrafı algılamakta da zorlanıyorum. Hem gel İstanbul’un göbeğinde yaşa, nasiplen ve onsuz olamam diye yırtın hem de o büyüklüğün getirdigi mekanik her şeyden darlan. Çok üst üste gelince hem şehir hem de şehrin yozlaşmış kimseleri, beden ve zihni dengelemek ağır geldi bana bu ara, olamadı, beceremedim.. Kimi gün ikiyüzlülüğüne kızdım birinin, ertesi gün samimiyetsizliğinden bunaldım. Sonra bir baktım diğer türlü yapan ve yaşayan o kadar az ki.. Herkes takmış maskesini, mutlu mesut yaşıyor. Eşine, çocuğuna takan o maskeyi bana ne yapmaz ki, kendine itiraf edemedikleriyle boğuşandan ne hayır gelir?

Fark ettim ki ben hep böyleleri yüzünden birşeylerden kaçmış, soğumuş, ötelemiş, caymış neyse işte yarım kalmış, yarım bırakılmışım. Kızdım tabii kendime. Bugün ki aklım ve tecrübem olsa yapmazdım, daha korunaklı olurdum onlara karşı, siz de ben de olabiliriz bu harmanda der yapabileceklerimden caymazdım belki.. Belki..

Şimdi şu gözümüze trend gibi görünen, terki diyar eden insanları daha iyi anlıyorum.

Evet bu kadar iç bayan satırlara son verip gündeme dönüyorum..

Okulların kapanmasına az kaldı.. Sene sonu gösterimiz, haftaya inşallah.. :) Kayıt yenilemeyi dudak uçuklatan fiyat artışına rağmen yaptık.. Can nereye kadar dayanır hep birlikte göreceğiz! Memnuniyetim için söyleyecek lafım yok ama yani bu kadar parada pes dedirtiyor insana.. Emeklerimizin karşılığı boşa çıkmasın inşallah..

Naz kur atladığı yüzmenin ikinci kısmını da tamamladı. :) her ne kadar yüzme maceramız bize orta kulak problemi olarak geri dönüyor olsa da şimdilik devam da niyetliyiz! Hatta geçen hafta içi ödevi spor dalları ile ilgiliydi, yüzme yazdırdı sebep olarak da, ‘suyun derinliklerinde olmayı ve Erhan öğretmenimle olmayı sevdiğim için.’ :)

Gelelim Yaz Okullarına.. Okulumuzda da var ama ben hem okul olsun istemiyorum hem de bizim ki maalesef sadece Haziran’i kapsıyor.

Tan Sağtürk Akademiyi düşündüm.. Çekmeköy’ de tabii ama bize komşu kapısı.. :) Tan denince bale gelmesin aklınıza sadece, her tür spor ve sanat dalı mevcut.

İlgilenenler için;

TAN SAĞTÜRK AKADEMİ – ÇEKMEKÖY
info@tansagturkakademi.com

www.tansagturkakademi.com

Mayavera Evleri 1. Etap Merkez Mah. Selimiye Cad. 9/58
Çekmeköy – İstanbul

T. 0216 640 40 06 – 07

Önerilerinize açığım ama bundan daha az maliyetli öneriler olursa çok iyi olur..

Açık havada yazınca bir garip oldu, olmuş olabilir..

Sizlere Moda’dan seslendim ben. :)

Ps: bir önceki yazıya gelen, hadi yaz artık, yeni yazı istiyoruz gibilerinden olan tüm yorumlarınızı okudum elbette.. Yayımlayamadım sadece..

Ps: dizilerime elbette hala devam ediyorum bu ara ihmal ettim ama kayıtlı izliyorum geriden de olsa.. Kuzey ve Süleyman hala gönlümün prensleri.. :) hala onlar gibi erkekler var diye iç geçirip sinirlerimi bozuyorum.. Fatmagül’ü eskisi gibi izlemesemde olaya vakıfım, gene bir viraneyi alıp, yunan adasi evleri kıvamına getiren yakışıklı, duyarlı Kerim’i kutluyorum.. Son dizisini tüm kafa karıştırıp bir kenara savurmasına rağmen inatla izlemeye devam ediyorum ve hala Alev’i çok sevip diğer kadına kıl oluyorum, çünkü gerçek hayatta da sevmem onu.. Engin kalkyat abimizi iki kaşık suda boğasım var ama yerime onu Alev’in hayaleti yapıyor! :)

Ps: kaçıncı çayım oldu acaba?

Ve bir de bu gelsin size..

ÇİÇEK AÇIN!

Tatlı telaşlarım yerini başka yoğunluklara teslim ede ede geçti, geçiyor günlerim.. Eş dost ağırlıyor hem evim hem gönlüm günlerdir. Ayaklarınıza, sohbetinize, neşenize sağlık dostlarım, arkadaşlarım. Hiç eksik olmayın, evimden de, gönlümden de.. :) – açılay’a bağladım burada-

Baharla birlikte, yeni evimle birlikte içime doğan umutları gerçeğe çevirme hallerim zaman zaman gülünç olsa da kendimi Nisan ortası ve Mayıs itibarıyla pek bir sevdim. Cıvıldak, umarsız, rüzgara yelken açmış, üstelik açtığı yelkenin sağlamlığı tartışılır halde enginlere çıkılan bu yolculuk halimdeki cesur ben nasıl sevilmez ama.. Sınırlı imkanlara, yüksek potansiyel ihtimalimi sevmek bu, o da ihtimal ama! ;) Pek çok şeyin umutsuz ve karanlık gözüküyor olması beni hiçbir zaman ne kamçılar ne de önümü kapar sadece başka bir yeri işaret eder, hali hazırda yaşadığımda buydu. Bana başka bir yer, başka biri/birileri işaret edildi, gösterildi. Ev değişikliğim bunların başlangıç noktasıydı geriside gümbür gümbür geldi, gelmeyede devam ediyor, yeter ki insan görmeye, anlamaya ‘odaklı’ & hevesli olsun.

Eş zamanlı olarak Naz’ın da hayatında yoğun bir dönem. O da kendini bulmaya, seçimlerini netleştirmeye, daha çok BURADAYIM, BENİM, BEN VARIM demeye başladığı bir süreçten geçiyor. Şimdi bazılarınızın, "Oooo bizim ki hep öyleydi, ya da ne zamandır öyleki, ya da zamane çocukları böyle.." dediklerini duyuyorum.. Şüphesiz öyle ama sözünü ettiğim bundan biraz daha bilinçli olan, etkin olan, dikkat çeken..

Kısaca özetlerken hayatımı, yaptıklarımı artık nasıl senkronize olabildiğimize ve bunu yaparken çok özel bir çaba sarfetmek zorunda kalmayışıma hayret ediyorum.. Büyüdü gerçekten büyüdü.. Eskiden gözümde büyüttüklerim ya da tanımadığım annelerde görüp imrendiklerim artık benim de rutinim olmuş farkında bile değilim. Ne mutlu!

Ve sıra, Hıdırellez dileklerimde.. ;)

Bu sene her seneden daha doğrusu 2007 yılından bu yana dilediklerimden İLK DEFA farklı dileklerle karşılıyor olacağım!

İLK DEFA içimi kağıda olmuş gibi dökeceğim..

Birini yakıp kül edecek diğerini gül ağacına armağan edeceğim…

Hepinizin baharı kutlu olsun, çiçek açın emi?!

Ben

SEVGİNİN ÖNÜNDE EĞİL..

Naz’ın okuldan geldiği bir akşamüzeriydi, daha girer girmez ikinci cümlesi, "Anne biliyor musun …..…. annesini sevmiyormuş! " dedi.. O minik suratına kocaman geldi, o gözler.. Durdum, düşünmeye başladım.. İçimden yargılamak da, onaylamak da gelmedi. Öncelikle şuncacık çocuktu bunu söyleyen, nasıl bir düşünceyle demişti tanrı bilir? Art niyet arayacak halim yoktu.. Sonra bir an başka ebeveynlerinde aynı duyarlılığı gösterip göstermeyeceğini düşündüm.. Yoksa, " Aaaa hiç hoş değil, hemen arkadaşını uyarsaydın gibi.." bence abuk sabuk şeyler mi derlerdi?

Bir an kasvetlendim..

Yolun bu kadar başıyken beni neler bekliyor diye..

Elbette anne / babalarımız canımız ve keşke her çocuk her insan tıpkı bizim arzu ettiğimiz gibi olsa, davransa, konuşsa, düşünse değil mi? Ama işte tornadan çıkmıyoruz hiçbirimiz, melek gibi olalım, şöyle davranalım olmuyor ne yazık ki.. Gerekliliğide ayrıca tartışılır tabii bu arada..

Fakat konuya dönersek, çocuğum benden cevap bekler, bekledi.

Ben susmaktan, sessiz kalmaktan yana yaptım seçimimi ama şimdikiler öyle çocuk değil.. Onay bekliyor, red bekliyor illaki bir şey bekliyor.

" Ne kötü di mi anne? Öyle denmez di mi anne? " diye sordu Naz..

" Kötü değil Nazcım, belki söylemek istemediği bir şeyi söylemiştir, yanlışlıkla olur bazen öyle şeyler. Fazla üzerinde durma.." demekle yetindim, az daha büyük olsa bu konuda kitap yazabilirdim, kendimde o potansiyeli gördüm. Kızıma insanları yargılamaması gerektiği konusunda saatlerce konuşabileceğimi fark ettim. Çünkü devrin çocuklarında üzülerek gördüğüm en bariz şey bizim nesle ciddi fark atan biçimde şekilci ve acımasız olmaları. Çocuktur acımasızdır, alaycıdır deyip geçmemeli insan. Çocuk melektir, merhametlidir, saftır en azından benim bildiğim, inandığım öyle olmalıdır.

Elde olmayan sebeplerle, etkenlerle kirleniyor beyinleri fakat elde olan kısmına müdahale etme şansımız her daim var yeterki çuvaldız kadar iğneyi batırmakta da aciz hissetmeyelim. Ama bana dokunmayan yılan dedikçe iyiye gitmiyor hiçbir şey..

Çocukları giydirip, kuşatıp doğum gününlerine taşımakla, hafta içi, hafta sonu etkinliklere taşımakla olmuyor iyi ebeveynlik ne yazık ki. Ahh keşke olsa ne kolay olurdu işimiz.. Öyle sosyallik de olmuyor.. Sor çocuğuna istiyor mu, he desin, hazırla kap götür, sal partinin içine sen de çan çan yap orada.. Düzen hep aynı hatta mekanlar dahi.. Tanrım bir de adına sosyallik demiyorlar mı? Yahu zaten bildiği on küsür arkadaşını görüyor, yaptığı oyunları yapıyor, kremalı şeyi yiyor yemiyor, terliyor geliyor.. Haydi daha orijinal olanlarında da farklı bir iki şey daha yapsın, organik yiyeceklerden yesin.. Bu mudur sosyallik?

Doğumunun günü en özeldir oysa..

En özeller ile geçer..

Genel geçerler ile değil..

Aman neyse konu bu da değil..

Şimdi arıza lapinler bu konuya da atlar hemen, "Ama Evrim sen de… " Buyrun atlayın hayat sizlerle ve size rağmen güzel zaten.. ;)

Sürüden ayrılıp şöyle etrafa bakabilirsek her şey çok güzel olacak..

Kararında ve kıvamında olan her şey..

Oysa biz hep uçlardayız, ya dibine vuruyoruz teknolojinin çocuk kalkamıyor tv önünden, bırakamıyor i-pad’i elinden ya da hepten tofu ailesine bağlıyoruz kendimizi.. Organik besleneceğiz diye deli deli hareketler, –yanlış anlamayın sakın ben de ne kadar özenliyim bilen bilir- toprağa basacak eve girecek diye gerilim azaltacağına hepten çocuğu germeler, doğa ile iç içe olacak diye, trend ya çocuk daha 1 yaş ancak olmuş hemen hafta sonu kamptır, trekking tir organize etmeler.. Komik..

Doğal olmayan, işin doğasında olmayan her şey karşıdan bakınca ancak sırıtıyor bilmem anlatabiliyor muyum?

Oysa biriciklerin an itibarıyla öğrenmeleri gereken en önemli şey, yaşayan, nefes alan her şeyi SEVMEK.. Evet sevmek.. Gerisi çorap söküğü… 

Pompalarından arınmış, birbirinin aynı olmayan ebeveynler diliyorum vatana millete gerisi gelir belki..

Ben

ps1: twitter da çoktan paylaşmıştım.. şimdi sıra sizde..

" bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım

sevginin ürünüdür insan nefretin değil kızım,

zulmün önünde dimdik tut onurunu, sevginin önünde eğil kızım."

A.BEHRAMOĞLU

ps2: bu şarkıyı çok sevdim, dilerim filmde öyle olur.. gideceğim..

ÖPÜN ÖPÜN…

Aslında bu alıntı ‘sevgili gününe’ yayınlanmayı istiyordu ama o günü protesto ettiğimden…

Her neyse biz günümüze dönersek burada yazanlarında sadece güne özel olmadığını kavrayacağız zaten.. Hani saklı hedefimiz de bu aslına bakarsanız.. ;)

Üstelik çaktırmadan Piki uygulaması bile yapmış olacaksınız!

Tensel temasın nelere kadir olduğunu hepimiz çok iyi biliriz mutlaka, eh öpüşlerin nelere bedel olabileceğini varın siz düşünün..

Ama tabii yerinde öpüşler..

Artık öyle boş boş öpmeye son!

Dilerim uygulayabileceğiniz bir ‘sevgi insanı’ ile birliktesinizdir ve birbirinizin tadına vara vara uygularsınız..

Sevgiyle..

Öperim Ben

 

 

 

Sevgiliye Verebileceğiniz En Romantik Üç Öpücük

Şubat 2012

Bu üç romantik öpücüğü sadece Sevgililer Gününde değil, sıkça sevgilinize verin.

Partnerinize arkadan sarılarak yanağının bir tarafına uzun süreli bir öpücük kondurun. Gözkapaklarını hafifçe öpün. Bırakın dudaklarınız bir süre sevgilinizin göz kapakları üzerinde kalsın. Sonra kalbinizi kalbinin üzerine koyacak şekilde hafif çapraz sarılın. Bu pozisyonda bir süre kalırken içinizi sevgilinin kokusuyla doldurun. Çok yavaş, hafif dokunuşlarla sevgilinizin bacaklarını yanlardan kavrayarak dizlerinin arkasını öpün.

Bu özel öpücük yerleri bedenin hem meridyen sistemini, hem belli nörovasküler noktalarını uyararak sevgililer arasındaki sevgi akışını canlandırıyor.

İlişkiniz tazeyse aranızdaki bağı güçlendiriyor. İlişkiniz biraz romantizmini kaybetmişse ya da fiziksel ilişkinizde bir azalma olmuşsa uyuyan arzularınızı uyandırıyor.

Üç öpücük, özellikle uzun zamandır birlikte olan çiftler için harika bir PiKi (Bütünsel Kinesiyoloji) uygulamasıdır.

Çiftlerin içindeki sevgi ateşinin yeniden alevlenmesini ve enerji akışının canlanmasını sağlıyor.
Nöronlar aracılığıyla kalpten beyne giden mesajlar, beyinden kalbe giden mesajlardan katbekat fazladır. Bu öpücükler kalbin beyne gönderdiği mesajları da hızlandırarak sevgi enerjisini daha çok hissetmemizi ve çevremize yaymamızı sağlıyor.

Öpücükler, sevginin bilgeliğini ve iyileştirici gücünü de harekete geçiriyor. Auramızı genişletiyor, kalp çakramızı güçlendiriyor.

Erkekler! Özellikle sözüm size. Bu öpücükleri sevgilinize yatak odasında elbette verebilirsiniz ama lütfen yatak odasıyla sınırlamayın öpücüklerinizi. Romantizm için cinsellikle bağlantı kuramayacağınız yerlerde kondurun öpücüklerinizi… Örneğin; baş başa yemeğe çıkmadan önce, mutfakta, salonda… Diz arkası öpücüğü hariç diğer ikisini her yerde verebilirsiniz; parkta, sahilde. Etrafta kimse yoksa üçüncü öpücüğü de verin derim. (Kalabalık ortamlarda bu öpücük yanlış anlaşılabilir de.) Kadınlarınızı çok mutlu edersiniz. Bu da size mutluluk olarak döner.

Kadınlar ve erkekler! Üç romantik öpücüğünüzü sabahları işe gitmeden önce sevgilinize verin. İkiniz de güne harika bir başlangıç yapmış olursunuz. Bu enerji akşam yatak odanıza da yansıyacaktır.

Sevgiliniz şu anda yanınızdaysa daha ne duruyorsunuz? Hadi.

Sevginin sıcacık öpücükleri ile hoşça olun.

Nil Gün

http://www.kuraldisidergi.com

VE TAŞINDIM..

Oh be!

Hisettiklerimi anlatacak en kestirme iki sözcük bunlar işte.. İster oh be kurtuldum olsun, ister oh be sonunda olsun ister oh be feraha erdim olsun.. Ama oh be! ;)

Her taşınma kendi içinde farklı bir hikaye barındırıyor. Biraz karmaşa, biraz koşturma, biraz gerginlik, yerine ve duruma göre belki biraz hüzün, mutlaka biraz heyecan… Bende de dönemsel olarak hepsinden vardı, birgün biri ağır bastı öteki gün diğeri ama durgun olamadım hiç. Üstelik bu defa diğer taşınmalarımdan çok farklıydı.. Hem Naz’ın daha bilinçli bir yaşına denk gelmiş olması hem aynı bina içerisinde sözüm ona daha kolay olan bir taşınma söz konusu olması.. Altı yaşında bir çocuk ne hissedebilir bilemiyor insan, minimum etkilensin ya da normal bir geçiş olsun arzusu taşıyor, dolayısıylada ‘her şey eskisi gibi’, havası esmeye son dakikaya kadar devam ediyor.. Etraf koliler içinde, kılık kıyafet toplanmış, "Anne hayırrr ben bilmem neyimi giymek istiyorummmm!!! yahut "Yoooo ben bu oyuncağımı değil, şunu götürmek istiyorum ." dediğinde "Ben sana şu şu şu kıyafetleri çıkardım kalanları kolide bugün Perşembe yarın taşınıyoruz." yahut "Bak şu şu şu oyuncakları dışarıda bıraktım onlardan götür bugün Cuma taşınıyoruz." denmiyor, en azından ben demedim..

Aynı koşulsuz ilgi&alakayı saat 17’de devralmak ve bir yandan ev taşıyıp, temizlemek, yerleştirmek yorucuydu.. Anneanneye hiç değilse iki gün bırakma hedefim vardı ama Arkeoloji Müzesi Gezisi varmış ve katılmak istedi, hayır diyemedim, e hafta sonu yüzme derken yattı o planda.. Fakat Naz’ın taşınmanın her aşamasında hatta her zorluğunda yer alması ayrıca keyifli oldu.. Şaka bir yana, bana özellikle manen çok yardımcı oldu.. Hiç bitmeyecek gibi gözümde büyüttüğüm o Cuma/Cumartesi günü beni, "Anneciğim hiç sıkılma birlikte çay partisi yapacağız hani konuşmuştuk ya, merak etme az kaldı." diye diye teselli etti.. Ellerimde eldivenlerim, saçım başım berbat, üst baş öyle yanımda kızım, tanrıya defalarca şükrettim onu bana verdiği için, büyüdüde beni teselli ediyor diye, dert ortağım oluyor diye..

Ve bu sabah buraya ne olduğunu çok özel olduğu için açık açık yazamayacağım ama anne/kız ne zaman olursa olsun okuduğumuzda anlayacağımız bir an yaşadık ki göz yaşlarıma hakim olamadım yine.. Hani bu blog birazda Naz’ıma arşiv ya, şimdi o anlasın diye ‘gökkuşağı’ diyorum buraya sadece.. ;)

Evet gelelim eve;

Oh be’nin verdiği rahatlığın bir diğer sebebide evin –abartmıyorum- yarısını yok etmiş olmam!!! Her taşınmada olur böyle şeyler diyebilirsinizde bu kadarı nadir olur.. Hem yeni eve sığabilmek için yapmam gereken bir hareketdi bu hem de arınmaya, temizlenmeye gerek vardı.. Nasıl iyi geldiğini anlatamam ve şiddetle tavsiye ederim.. Kıyafetlerle başlayabilirsiniz, yok öyle çok iyi marka, çok iyi kumaş filan.. İki sezondur giymediğiniz her şey başka bir bedende can bulmayı çoktan hak ediyordur bundan emin olun.. Yok işte moda nasılsa geri geliyor filan.. Evet illaki geliyor ama sizin yarın olup olmayacağınız belli değil, bırakın dolaplarınız ferah, eviniz rahat olsun.. Verdikleriniz de ihtiyaç sahibi anlayan birinde kendini bulsun..

Hele şu mutfak döküntüleri.. !!

Onları zaten Caddebostan’dan gelirken elemiştim.. –elimde olsa daha da-

Naz’ın oyuncak ve eşyalarını öyle bir elemeden geçirdim ki… Haftaya gidip çocuğa Joker den birkaç bir şey alasım geldi bir an! :P Taşınmadan çok yakın bir zaman önce ayıklama yapmama rağmen yetmedi yetmedi ve yetmedi gene vermek, elemek zorunda kaldım ama yanımda o da vardı ve hak verdi! Bundan sonra Naz’a büyük oyuncak getiren olursa ‘teşekkürler kabul edemiyoruz.’ diyeceğim! ;)

Kendime de kızdım, 98 yılından kalma ayakkabılarım var.. Ne o çok iyi durumda diye, ne o bir kere giyildi diye, ne o bu klasik modası geçmez diye.. 98′de 23 yaşındaydım şu anda 37, sağlıksız bir beklenti içinde olduğumu anladım! :P :P :P

Yazarken bile yorduğunu fark ettimde daha yazmıyorum..

Özetle öyle bir eleme, verme, dağıtmaya girişmişim ki sabah uyandığımda bir an evin içerisinde gündelik neyim var benim giyecek oldum!? :D

İyi oldu demiş miydim?

Hafifleyen ruhuma inat üzüldüğüm şeylerde oldu.. Aldığım kötü haberler, hepimizin aldığı kötü haberler oldu.. Önüne geçilemeyen ölümler, doğal afetler, çaresiz hastalıklara rağmen yaşanası gezegenimiz ve bildiğimiz tek hayatımız..

Kıymet verdiklerinizi, zaman harcadıklarınızı yani kısacası aslında hayatınızı gözden geçirmemizi tavsiye ederim.. Benim teknolojiden uzak kaldığım şu kısa zaman diliminde ve işe odaklanmış, kazınırken buna çokça fırsatım oldu.. Hayatımı, yaptıklarımı, yapacaklarımı, yapamayacaklarımı, nerede durduğumu, duramadığımı, insanlarımı gözlemleme, değerlendirme, süzgeçten, elekten geçirme fırsatım oldu..

İyi ki..

Bir seferde bunları yazmalı..

Ve aslında geldi..

Hoşgeldim Ben!

 

SENDEN KIYMETLİ Mİ?

Kısacık bir merhaba yazacak ve kaçacağım..

Koşturmalarım tüm hızıyla devam etmekte.. Halen taşınabilmiş değilim. :D Akar akar ve durur ya, işte şu an o an.. Herkes her şeyi yapma ve teslim etme aşamasında sayılır.. Ama pislik çıkaracak işler bitti gibi.. Taşındıktan sonra yapacak olduğum daha doğrusu bekleyecek olduğum bir iki ufak tefek işim daha olacak..

Naz, tweetlerimde de dediğim gibi kendi kendini eğlemekte, idare etmekte.. Hepinize ilgi dolu, sevgi dolu teklifleriniz için birde buradan teşekkür etmek istiyorum. Neden getirmiyorsun diye kızmayın, lafda kaldı ama, demeyin –handan&ülkü&ebru&buki- Zaten Naz’ın eve gelişi saat 17 yi buluyor o saate kadar ben işleri kolaylamış oluyorum, hafta sonu deseniz, yüzmeydi, gezmeydi derken geçti gitti bugüne dek.. Bundan sonrası anneanne full destek paketi ile olacaktır! :P Ama yinede imdaaaaaat’a düşersem…

Okulumuz da, öğretmenimiz de bana çok destek ve yardımcı oluyor bu konuda.. Onlarda halimin nice olduğunun ayırdındalar ve ellerinden geleni yapıyorlar Naz için ve benim için! :) –1001 teşekkür-

Şu sıra herkes gene okul bakıyor, okul soruyor ve benim telefonum her sene bu zamanlarda olduğu gibi susmuyor.. Öylede zor bir şey ki okul tavsiye etmek, doktor tavsiye etmek.. Çok kişisel.. Ben memnunum ama seni bilemem demek baştan savma geliyor, ya da en azından herkese verilecek yanıt değil.. Çünkü her yerde olduğu gibi ayılıp/bayılanın yanında, eleştirip fazlasını isteyenine de rastlamak çok olası.. Bilemiyorum ki, şans mı, kader mi, kısmet mi? İstikrarlı olmak galiba en önemlisi, alıştıkları düzende devamlılıklarını sağlayabilmek gerçekten en sağlıklısı..

Çocuklarımız için en mutlu olacakları olsun, hayırlısı olsun..

Taşınmak nedir bilmeyen Ben.. ;)

ps: en az 2 kere twitter da dinledik e buranın eksiği ne.. enbe yi ve bu çocukları biz çok sevdik!

HER ŞEY ÖĞRETMENDE Mİ BİTİYOR YOKSA?

Fazlasıyla ilgi alanımda, yazsam yazarım satırlar dolusu lakin o kadar zamana karşı yarış halinde anlar geçirmekteyim ki, şunu yayınlama sırasına koymuş, üzerine bir de hatırlatma kurmuşum.. Hani yoksa blogun hali nice olacak..

Kadın iyi ki bir taşınıyor olmasın, habire bir hafta öncesinin yazısı kalmasın diyedir bu iyi niyetli çabam..

Ben

 

ÇOCUĞUNUZ ETKİN DERS DİNLEMENİN YOLUNU BİLİYOR MU?

Kural Dışı Dergi Mart 2012

Banu Uzkut Onuk

Aileler okul ve öğretmen seçimlerinde çocukları için en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Peki, en iyi okullarda, en iyi öğretmenlerle öğrenen çocuklar bile neden takviyeye; özel ders almaya ihtiyaç duyuyor? Okulda anlatılan derslerden neden yeteri kadar yararlanamıyorlar?

Bunun temelinde yatan faktörlerden biri dersi yeterince etkin dinleyememeleri. Öğrenciler sınıfta öğretmenlerini daha etkin dinleyebilseler, derslerini daha iyi anlayabilir, ailelerine ve hobilerine daha çok zaman ayırabilirler.

Bilim insanları Almanya’da bir deney gerçekleştirmiş. Bir öğretmen sınıfta konuyu asık suratla, hiçbir espri yapmadan öğrencilere anlatıp çıkıyor. Dersten sonra konuyla ilgili testte öğrencilerin başarı oranı yüzde altmış. Daha sonra aynı öğretmen, derse girdiğinde öğrencilerden ağızlarına bir kurşunkalem almalarını ve ısırır gibi ders boyunca ağızlarında tutmalarını istiyor. Öğrencilerin ağzında kalem varken öğretmen dersi aynı şekilde anlatıyor. Dersten sonra konu ile ilgili yapılan testte başarı oranı yüzde yetmişe çıkıyor. Deneyin üçüncü aşamasında öğretmen dersi güler yüzle anlatıyor ve dersin on beşinci dakikasına doğru bir de espri yapıyor. Çocuklar gülüyor, öğretmen konuyu dağıtmadan anlatmaya devam ediyor. Dersten sonraki testte başarı oranı yüzde seksene çıkıyor.

Bilim insanlarına göre, ağzın kenarlarının kulaklara yakınlığı ölçüsünde öğrencilerin dikkati artıyor. Onun için çocuklar sınıfta espri yapan öğretmenlerin derslerini daha dikkatli dinliyorlar. Gülümseyerek dinlenen derslerde dikkatleri artıyor. Bizler de uzun bir konferansı espriyle süsleyen konuşmacıyı daha keyifle ve dikkatle dinlemez miyiz?

Öğrencilerin dersi daha iyi dinleyebilmeleri için öğretmenlerini sevmeleri de gerekir. Tabii ki her öğretmeni çok sevemeyebilirler ama öğretmenle ilgili bakış açılarını olumluya çevirebilirler. Çocuklarının yanında öğretmen ya da okul aleyhinde konuşulmamalıdır. Anne babalar bazen “Biz de o öğretmenini hiç sevmedik ama sen dersini çalış” gibi yorumlar yaparak farkında olmadan çocuklarının motivasyonunu düşürürler. Oysa tam tersine çocukların öğretmenlerini sevmeleri için ortam hazırlanmalıdır.

Bir danışanımın İspanyolca öğretmeni değişmişti ve yeni öğretmeni sevemediği için İspanyolca dersindeki başarısı düşmüştü. Öğretmeni hakkında hep olumsuz konuşuyordu. Ondan o hafta ödev olarak öğretmeninde beğendiği on özelliği bulmasını istedim. Başta “Bulamam” demişti ama ödev gereği bakış açısını olumluya odaklamış olduğu için bir hafta sonra “Ayakkabıları çok güzelmiş” türünden de olsa, beğendiği özelliklerini sıralayabilmişti. Bakış açısı değişince notları da tekrar düzelmişti.

Derste konsantrasyonu artırma teknikleri

Ders sırasında konsantrasyonu arttıracak bazı basit teknikler kullanılabilir.

Derslerde öğretmene odaklanarak daha dikkatli dinlemek için öğretmenle göz kontağı kurmak önemlidir.

Öğretmenin gözleriyle ağzı arasındaki hayali üçgene bakmak ya da dikkat dağıldığı zaman öğretmenin yüzünde büyük bir analog saat hayal edip saati gözle takip etmek de işe yarar.

Kulakların kenarları, kulakların başla birleştiği yerler, kulakmemeleri ve boynun birinci omurunun ovulması da dikkatimizi toplamamıza yardımcı olan önemli akupunktur noktalarıdır.

Son olarak, öğrencilerin öğrenme yöntemleri farklı olduğu gibi dersi etkin dinleme yöntemleri de farklı olabilir.

Bazı öğrenciler için bir gün önceden konunun özetine bakmak, onları dersi dinlemeye hazırlar.

Bazı öğrencilerin dikkati, dinlerken not tutarlarsa artar.

Bazı öğrencilerin dinlerken resim çizmesi, kalem çevirmesi, dikkatlerini toplamalarına yardımcı olabilir.

Her çocuğun özel olduğunu hep hatırlayarak, onları dersi etkin dinleme teknikleriyle desteklemeli ve farklılıklarına saygı göstermeliyiz.

http://www.kuraldisidergi.com

TWEET TWEET II.

@nazannesi

face’de eş/dost bakmak çok eğlenceliymiş. bende yok ya,pek hoşuma gittiniz dostlar baktım hepinize!

Tube

kime baktın be,senin ilgin yoktur feys meys.ne iş?bak yoksa bişey mi var?ay yoksa accountmu aççan?sakın evo yaaaaa

@nazannesi

şarap; yorgunluk alır, sinirlere iyi gelir, kandır&candır&birtanedir.. şerefe..

Tube

alkol yatkınlığım var yazamıyosunda

@EdebiyatHaber

Savaş Özbey yazdı: “Bugün olsa hangi meyhaneye takılırlardı” http://www.edebiyathaber.net/savas-ozbey-yazdi-bugun-olsa-hangi-meyhaneye-takilirlardi

Tube

içmeye gidiyorsun anlaşıldı,üstü kapalı haller

@nikitaninmakasi

bir yerlerde mutlaka size, "umutsuzca aşık" biri vardır. Evrim Naz tarafından Retweetlendi 

Tube

ahhhh olmazmı,kaç birileri.mazlum ah’ı ala ala

@nazannesi

sincap koyduğumdan beri yazasım var, çok şirin bu be

Tube

sen uzmanına sorsana şu sincap işini,reenkarne olmuş bir sincap filan olmayasın

@nazannesi

#GS-FB için diyeceğimi dün yansı’ya dedim ben.. :) )))

Tube

ne dedin,efsun hali sahalara sıçrayalı olmuştu zaten.halin hal değil,okutalım seni

@nazannesi

maç menüsü de hep standart.. yenilik gerek, naz dahi serzenişte ki çocuklar sever böylesini..

Tube

maç menusude ne yahu,cips biradır bildiğim.o gün yemek yapılmaz,dışarıdan söylenir,mükellef isteyen,kendini yer.

@nazannesi

‘taşınma’ & ‘boşanma’ sezonu imiş.. uzmanlar diyo ben diil.. ;)

Tube

bir yerden başlamak gerek

@nazannesi

http://fizy.com/#s/1agvxy

Tube

o gecemizi hatırlatıyor ve sana bu şarkıyı yolluyorum bendeeeee. http://fizy.com/#s/1vfegn

 

@nazannesi

oğlak olmaya bak sen hele.. ;)

Tube

12 burç içinde en kıl seninki,gurur duyulacak şey gibi ne reklamını yapıyosun.

Zeynep Turan‏@twitburc’>Zeynep Turan‏@twitburc’>Zeynep Turan‏@twitburc’>Zeynep Turan‏@twitburc’>Zeynep Turan@twitburc

OĞLAK olmak… o hiç bir şeyin azıyla ve küçüğüyle yetinmez. her şey onun için büyük ötesidir. o yüzdende… http://fb.me/1GSo7WVqb

Tube

harbi yetinmez,kafayı koyduğunu yapan hatunsun,korktuğum boşa değil,düşmanlığından sakınmak gerek.eline düşenlerin halini gördük sonradan

@nazannesi

havayı böyle gör,bir sürü şey yapmak iste,için fıkırdayıp,fokurdasın ve tıkılı kal.hay bayılacam daral daral oldum.çıkıp girmeyesim var

Tube

evo hiç değişmedin biliyomusun?daralmaların bitmeyecek kadın senin.en son daraldım dediğinde gözümüzü eskişehirde açmış kahvaltı ediyorduk,kaç yıl geçti

@nazannesi

naz’la doğru düzgün ilgilenebildiğim yok şu sıra, yazık kendi kendine bakıyor yavrucuğum.. izliyorum da gelişim olumlu,bırakayım ipin ucunu.

Tube

sonunda itiraf ettin işte!

@nazannesi

sabır zorlayan "insana" sevgilerimi sunuyorum..

Tube

anam senin hayatında seni kim ne ye zorlayabilir,sabrını zorlayabilir cidden çok merak ettim.ifadesini alıp,hesabını dürmüşsündür.

@nazannesi

"Happy National Condom Day" miş mi bugün? seveni var sevmeyeni, olanı var olmayanı bir durum bu.. sağlıklı bişey tabii. günaydın..

Tube

maşallah,prezarvatif günü kutlayan bir sen varsın sanırım.sana ne ya senin spiralin yok mu?ay bi dakka çıkarttırdın sen onu dimi artık?

@nazannesi

bunca yorgunluk içinde beni bu haber kadar hiçbir şey mutlu edemezdi.. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/20126117.asp

Tube

ya böyle mevsimsel mutlulukları boşgeçsene sen.hayatta mutlu olunacak daha kayda değer şeyler var güzelim.

@nazannesi

sıcağa kavuşmak istedikçe daha çok üşüdüğüm bir güne uyanıyorum ya.. günaydın..

Tube

kansızsın ya sen ondan,ruhsuzda oldun son aylarda,ondandır üşüdüğün.daha detaya giricemde  

@onur_goksen

kocasının yanında ‘artık’ mutlu hissetmeyen kadınlar için tek taş yüzükleri göte sokma vakti, belki aradığınız mutluluğun formülü budur :( Evrim Naz  tarafından Retweetlendi 

Tube

hayır şey kadar şeyi soksan ne olacak

@nazannesi

çok seviyorum bu kadını.. TAM DA BUGÜN.. http://www.youtube.com/watch?v=nijaS7QHkFo

Tube

nedir senin bu sıla hayranlığın,o kadında sıyrık ondan dimi

@DusunenAdam

"İzin verdiğim kadar bilebilirsin beni, gerisi sadece zannettiklerindir."

Tube

izin verdiğinde oluyo yani,haa iyi

@nazannesi

Yine yeniden.. Madeleine Peyroux "Smile" :) http://www.youtube.com/watch?v=lu0v81gYQVY&feature=related

Tube

offfff bu ne ya,gıy gıy gıy

@OzelSozler

"Aptallar ne affeder ne unutur, saflar affeder ve unutur, akıllılar ise affeder; ama asla unutmaz." – T. Szasz Evrim Naz tarafından Retweetlendi 

Tube

direk aptalım,katıksız

@nazannesi

yine deniz, gök.. var bir şeyler.. yani umarım.. olsun ama artık.. günaydın..

Tube

eee yettin be.sabah karga şeyini şey etmeden böyle enerjik,cıvıldayan twitler atmaktan cay artık kızım sinir bozuyor bunlar

@nazannesi

Mfö ‘Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?’ http://www.youtube.com/watch?v=C01nN7hUsao

Tube

bu şarkı koydu bana abicim

@nazannesi

nisantasında ic dokmek.. :)

Tube

millete dök içini,biz birşey sorunca işim var tuğba,kısa kes tuğba,sadede gel tuğba.kabasın evo kabul et.

@nazannesi

ay ne kıldım bugün,ne kıl ne kıl.. ;)

Tube

ah birde genel olarak öyle olduğunu anlasan

@nazannesi

atasehir bfırında ‘aaa sende mi’ olmak.. ;)

Tube

o ne şimdi ya?birinimi gördün,biri senin bişeyinimi gördü,meraklandır çekil sonra,uyuzsun

@GaniMujde

Bugün radyolarda "Ukrayna üzerinden gelen" lafını duyunca sevindirik olan erkek milleti. Gelen soğuk ve yağışlı havadır. Evrim Naz tarafından Retweetlendi

Tube

erkeklerin aç olduğunu kabul ediyorum,yarama bu kadarı şap oldu yani.bende yerli,yabancı her biri boldu malum 

@OzelSozler

"Seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman…" – Pablo Neruda Evrim Naz tarafından Retweetlendi  

Tube

bunu bide bana mı yolladın. :( sevmek sevmemekten çok daha ağırdır,taşınamaz bazen demiştin ya.çok haklıymışsın evom

@futuristufuk

Burasi Turkiye’nin "Futurizm Klubu" kuran ilk ilkogretim okulu ve lisesidir @gencfuturistler http://pic.twitter.com/aFs9wj2V  EvrimNaz tarafından Retweetlendi

Tube

aman iyiki okulunuzdan memnunsun,bu nasıl reklamını yapmaktır kardeşim!:) futurist okulda nasıl oluyorsa.pek mühim mesele,artık kriterlerime bu da girecek! 

@nazannesi

‘bepanthene’siz bir hayat düşünemiyorum

Tube

sorunların var evo,üzülüyorum.bepanten filan yok yani.

@nazannesi

‘benim bu gözlerim seni nasıl çirkin görür.. ‘ ‘sana baktıkça nefes alırım..’ filan dedi ya.. :( ((((((

süleyman dizeleriyle sinir sistemimi çökertti gene.. :( ‘afeti devranım, her iki cihanda karım..’ diye saydıkça..

Tube

süleyman da seni bağlayan,çeken bir şey var ama ne,çözemedim daha.vakasın ya vakasın.

@nazannesi

"Doğru Nedir?" E.Boritzer ve " Teşekkürler, Melekler" Doreen Virtue Kristina Tracy ile..

@nazannesi

Annelere biricikleri için, şahane kitap tavsiyelerim var; "Kendim Olmaya Bayılıyorum" Debbie Milam "Güzel Nedir?" Etan Boritzer

Tube

bunlar nasıl kitaplar böyle,çocuklar bunları anlamaz ayol,ben bile anlamam.biz atakan falan okuyoruz.naz’ıda ruhani yaptın sen,üzülüyorum yazık.

By Evo & Tube

TAMAMA ERMEK..

Ne yazdığı değil, ne çağrıştırdığı önemli benim için.. Beni hangi noktadan hangi noktaya taşıdığı.. Bana göre kilit nokta; ‘içeriden düzeltme’ yapılması gerekirken yapılmaması ve ne yazık ki dışı ambalajlı bir dolu varlıkla aynı havayı solurken duyarsız kalamıyor olmak. 

Samimiyetsizlik ile mesafeli olmanın yer değiştirip durduğu bir gezegen bu, ne acı.. Olumlu değişimin başım üzeri yeri varda, özden koparan şeylere seyirci kalıyoruz ona çok içerliyorum.. 

Hep farkında olmak, iyiliğe bağlanmak üzere..

Ben

 

BU HASRET BİZİM

Kuraldışı Dergi Mart 2012

Defne Suman

Bizim devrin devrimi benliklerin evrimi olsa gerek.

Her devrin gençleri içine doğdukları düzeni yıkıp, yenisini kurmak için heyecanlanırlar. Gençlerin heyecanı ve dönüşüme inancı hep aynıdır ama her devrin devrimi önceki kuşağınkinden farklıdır. Bizimki toplumsal değil, bireysel boyutta gelişen bir devrim ama bütün toplumu etkiliyor.

Hindistan’da kaldığım aşramda Yoga Felsefesi dersi veren hocamız söylemişti: Bu âlemin devranı her bir ruh aydınlanana kadar sürecek.

Kısacası herkes er ya da geç tamama erecek. Her insanın özünde iyilik var. Bütün mistik ekoller bu konuda hemfikir. Bazı insanlar o iyi özleri ile haşır neşir yaşıyorlar, bazılarındaysa hatlar kopuk. Her halükârda öz orada orta yerde duruyor. Hatlar tamir olduğunda, her benlik özüne -iyiliğe- bağlanacak ve bütünlüğün farkına varacak.

Kişinin kendini daha iyi ve daha mutlu bir hayata doğru taşıma çabası, elbette çağımıza has bir durum değil. Bütün insanların nihai amacı zaten mutlu olmak. Mutluluğun dış dünyanın değil de iç dünyanın dönüşmesi sonucunda geleceğine dair inanç insanlık tarihi kadar eski.

Şimdi ne değişti o halde?

Eskiden bu inanç, marjinal bir şeydi. Dağlardaki keşişler, manastırlardaki rahipler, tekkelerdeki dervişler mutluluğu içe dönüp ararlardı. Bugün içeriden “düzeltme” yapmadıkça, dış dünyanın sonsuz imkânlarının sultanları bile mutlu etmediği hepimiz tarafından bilinen ve kabul edilen bir gerçek haline geldi. Mutlu olmak için kendimizi tanımamız gerektiğini anladık. Annelerimizin çağındaki, “ben deli miyim ki terapiste gideyim?” görüşü bizim kuşağımızda, “kendi hakkımda bilmediğim bir şeyler var ve bu işin uzmanı benliğimin karanlıkta kalmış köşelerine ışık tutabilir”e dönüştü.

Benliklerin evrimi bir süreç ve bu süreçte hepimiz aynı noktada durmuyoruz. Bazılarımız kendini daha iyi tanıyor; eksikliklerimizi giderme konusunda daha fazla yol almışız. Ama kendimizi geliştirmek için çalışıyoruz diye, kendine bakmayan birinden daha üstün, daha haklı bir yere de gelmiyoruz. Hatta yoga, meditasyon yapıyor, sağlıklı besleniyor, şiddetsiz iletişim dili kullanıyoruz diye kendimizi diğerlerinden üstün görmeye başlarsak, benliğin evrimi bütüne doğru değil, ayrılığa doğru dönüyor.

Benliklerin evrimi skalası

Benliklerin evrimi skalasının alt ucunda kendini herkesten ve her şeyden ayrı gören “yalnız insan” var. Bu noktada insan o kadar yalnız ki, diğer insanların kendisi gibi acı çekebileceğini bile anlamıyor. Modern psikolojinin psikopat/sosyopat olarak tanımladığı hastalar skalanın bu ucunda duruyor.

Ondan biraz yukarıda, diğerinin bir iç dünyası, kendine has bir düşünce sistemi olabileceğini anlamayan yalnızlar var. İnternete girdi diye karısını bıçaklayan adam bu grupta mesela. Ötekini kendisi gibi bir insan olarak göremedikleri için onların yaşamına saygı ve değer vermiyorlar. Bu ayrılık; korku, yalnızlık ve mutsuzluk getiriyor.

Skalanın diğer ucunda, en yukarıda, “ermiş” duruyor. Sağlıkları dâhil, ellerindeki her şeyi kaybetseler de dengelerini kaybetmeyen mutlu insanlar bunlar.

Geri kalanlar, yani bizler, aralara sıralanmışız. Skalada “yalnız insan”dan “ermiş”e yaklaşmak, diğerlerine oranla daha mutlu, daha tatminkâr, daha tamam hayatlar yaşadığımızın işareti. Bu skalada yerimizi belirleyen şey diğer canlılarla kurduğumuz ilişkilerimiz. Ve tabii kendimizle.

İçinizdeki saygı ve sevgi pınarı ne kadar gerçek?

Geçenlerde şöyle bir şey okudum: İnsanlara ne kadar saygı gösterdiğinizi anlamak için tanımadıklarınız ile telefonda konuşurkenki tavrınıza bakabilirsiniz, diyordu yazıda.

Kategorik olarak sinir olduğumuz insanlar var ya, hani çağrı merkezlerinde çalışanlar. Hani bizi kızdırmak, çıldırtmak ve yardım etmek bir yana, hayatlarımızı zorlaştırmak adına kurulmuş bir ordu çağrı merkezi görevlisi… Daha fenası da var: tele-pazarlama amaçlı arayanlar. İşte onlarla konuşma biçimimize bakıp, içimizdeki sahici sevgi ve saygı pınarı hakkında bilgi sahibi olabilirmişiz. Bu insanların hakkımızdaki düşünceleri zerre kadar önemli değil ya, onlara ağzımıza geleni söyleyebiliyor, onları azarlıyor, eleştiriyor ve hatta telefonu yüzlerine bile kapatabiliyoruz. (Yani ben yapıyorum en azından.) İşte o konuşmalar benliğin evrimi skalasındaki yerimi gösteriyor.

Bir başka araştırmaya göre de insanın en yakınına ve en uzağındakine tavrı en az maskelenmiş olan kendisini yansıtıyormuş. Ana-babamıza, eşimize, çocuğumuza davranışlarımız ile tele-pazarlama görevlisine davranışlarımızda ortak noktalar varmış. Her iki ilişki de kendimiz ile kurduğumuz ilişkinin aynası imiş. Arada kalan insanlara ise sahici kendimizden çok, maskemizi göstermeye yatkınız. Ortadakilerin bizi beğenmesi ve değer vermesi çok yakındakilerden ve en uzaktakilerden daha önemliymiş.

Skalanın “yalnız insan” yöresinde yaşayanlar sadece başkalarından değil, kendilerinden de kopuklar. Kendileri ile yüzleşmekten korkan insanlar, kendilerini es geçerek başkalarına odaklanıyorlar. Büyük gruplar karşısında fedakâr davranıp, yakın ilişkilerinde sert ve yargı dolu olabiliyorlar. Ya da kendilerine bakmamak için bütün enerjilerini başkalarına -çocuklarına, işlerine, kocalarına- harcayabiliyorlar.

Bizi yetiştiren kuşağın kavgacı tabiatında ben biraz da bu kendiyle yüzleşme korkusunu görüyorum. Artık 60′lı yaşlarını süren 68 kuşağının bugün bile savunmaya, tartışmaya, zıtlaşmaya ne kadar yatkın olduğu gözümden kaçmıyor. Birbirleriyle, trafikte diğer sürücülerle, iş yaptıkları insanlarla kavga etmek normal bir şey onlar için. Mücadelenin yüceltildiği, davaya hizmet etmenin mutlu olmaktan daha önemli olduğu bir devirde gençliklerini yaşadıkları için mi? Kavgalarını doya doya edemedikleri; sindirildikleri; kaçmak zorunda, sürgünde yaşamak zorunda bırakıldıkları için mi? Kim bilir? Sahiden öfkeliler mi yoksa kavgadan başka iletişim yolu bilmiyorlar mı? Bilmiyorum.

Politika veya toplumsal hareketlerle ilgisi olmayan insanlar bile çağın rüzgârlarından etkileniyor. Biz 60′larda, 70′lerde ve 80′lerde doğanlar, kavganın popüler iletişim dili olduğu ailelerde, toplumlarda büyüdük. Şiddeti bu kadar normal karşılamamız, salonlarımızın arka planında dırdır eden ”tartışma” programlarını kanıksamamız bu yüzden mi acaba? Televizyonsuz yaşadığım son on yılın sonunda, televizyonu açık bir eve girdiğimde, dayak yemiş gibi oluyorum. Televizyonunuz açıksa, sizin evde şiddet uygulanıyor demektir.

Bugün hâlâ annemle toplumsal/bireysel ideal konusunda tartışıyoruz. Annem benim ideallerimi -kendime mutlu, sağlıklı ve tatminkâr bir hayat sağlamak- yetersiz buluyor. Onun gözünde toplumu geliştirmek amacı ile kullanılmayan bir hayat, ziyan edilmiş bir hayat. Ve sonunda mutsuzluk var. Ben ise diyorum ki; kendini iyileştirmekten acizsen, kendi çocuğunla ilişki kuramamaktan muzdaripsen, o büyük davanın hepsi yalan. İnsanlığı seviyorsan, önce kendinden başlamalısın.

Oya Baydar’ın kitaplarından birindeydi. Eski solcu iki arkadaş birinin evinde sohbet ediyorlar. Eski günlerden, “kavga”dan, yenilgiden, düş kırıklıklarından, umuttan bahsediyorlar. Onlar konuşurken eve birinin kızı giriyor. 20′li yaşlarında alev kırmızısı saçlı, canlı, heyecanlı bir genç kadın. Coşku ile onlara dışarıdaki hayattan, müzikten, seyahatten, tüketim kalıplarının dışında bulunan mutluluktan bahsediyor. İki eski devrimci anneden biri alev saçlı genç kadını dinlerken “Devrim belki de budur” diye düşünüyor. İnsanlığın başkalarını değil, kendisini dönüştürmeye baş koymuş bireylerin liderliğinde ilerleyebileceğini; mutlu olmayı kendine amaç edinen insanların hâkimiyetinde haksızlığın sona erebileceğini anlar gibi oluyorlar. Bu devrimin bir günden diğerine gerçekleşecek bir şey olmadığını, bir değil birçok genç kuşağın önünde yenilgilerle dolu çok uzun bir yol olduğunu görüveriyorlar.

Okurken anladım ki o kız bendim.

Benliklerin evrimi bizim devrimimiz. Bizim devrin devrimi. Herkes kendi evriminden sorumlu. Bizim devrimde amacımız skaladaki yerimizi ermişe doğru taşımak. Herkesin mücadelesi kendine. Ütopyamız ermişlerin hâkimiyetinde bir yeni dünya düzeni. Davamız kendimize mutlu, tatminkâr, sağlıklı yaşamlar kurmak…

Ve

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,

Ve bir orman gibi kardeşçesine

Bu hasret bizim.

http://www.kuraldisidergi.com

BAHAR TEMİZLİĞİ GİBİ..

Karmaşanın en ortasından değilse de, kısmen ortasından yazıyorum, yazabiliyorum size! :)

Ev buldum!

Ve bu ev ile bir şeyi hem kendime hem de çevreme bir kez daha ispatlamış oldum; "yürekten isteyince" oluyor.. Yok yani evi istemekten söz etmiyorum, bu apartmandan kopmak istemeyişimden bahsediyorum.. Artık nasıl istemişsem burada kalmayı, nasıl canı gönülden dilemişsem..

11.kattan 6.kata iniyorum.. Bu eşsiz manzaraya sahip olamayacağım artık ama genede deniz görüyorum ama bu defa marinadaki tekne direkleri bakışımla bir!!! :P Bilmem anlatabildim mi??? Şaka bir yana, evin enerjisini, sıcaklığını, cephesini aman ne bileyim işte her şeyini çok sevdim.. Bu oturduğum evide çok sevmiştim ama bunu çok çok daha çok sevdim.. :) –ay ben de hepsini seviyorum- Ben buradan ayrılmadım ya gerisi dert değil isterse bodrum kat olsun..!!!

Şimdi herkes, "Ohhhh işin çok rahat pıt pıt, tık tık taşınacaksın." filan diyor ama bu taşınmanında başka türlü garipliği var, bir türlü taşınmıyorsun! :D Zaten 1 hafta oldu olmadı evin tutulması ama çok organize olduğumdan hemen aile badanacısı girişti olaya ve başladı badana.. E o da bitti bitiyor bugüne yarına.. Ama daha bir sürü detay var yapılacak olan.. Perdedir, dolaptır… İki iniyorum aşağıya, ölçüyü alıyorum, çıkıyorum yukarıya gene alıyorum başka ölçü.. Bu olur bu olmaz, bu buraya, bu şuraya. Yani lafım o ki, bir rahatlık halinde, yayıla saçıla taşınma nasıl olacaksa kavrayamadım ben..???

Dolap içi boşalacak, sökülecek aşağıya takılacak hep son dakika.. Neden? Çünkü ben boşalttıklarımı günlerce sağda solda ya da valiz/koli vs içinde sürüklemek istemiyorum.. İyi de böyle bir anda nasıl olacak ya da geniş geniş nasıl olacak.. Aklımın kesmediği yerde de daralıyorum haliyle..

Yalnız kendimi her şeye rağmen takdir ettim.. Gerçekten eşyam, daha doğrusu döküntüm az.. Bu eve taşınırken o kadar çok şey vermişim, elemişim ki.. -hala eleyecek şeyler buluyorum, bulacağım o ayrı.. -

Ben de durumlar budur..

Taşınmam 3 haftayı rahat bulur..

Yazmaz isem sebep budur..

Ama tweetlerim her daim yoğundur..

ps: twitter da sıla burada sıla.. ben bu kadını inanılmaz seviyorum, tipini, tarzını, kendini, müziğini.. öyle işte.. bu şarkısı insanın gözyaşları ile sözyaşlarını birbirine karıştırıyorsa da.. ;)

http://fizy.com/#s/1d78il

KENDİ DETERJANINI KENDİN YARAT

Adı çıkmaya görsün insanın, değiştirmesi zor, hele bu saatten sonra. İyisi / kötüsü de yok bu işin, yafta yapışıyor bir kere..

Bana yapışanlarında hesabını tutmak zor! ;) Ama içlerinde sağır sultanın bile duyduğu ‘temizlik hastası’ demeleri. Göreceli elbette kime göre, neye göre derim ben buna gene. Gözünüzün önüne evde elinde bezle gezen bir tip gelmesin ya da durmadan sağı solu parmaklayıp toz kontrol eden.. Herkes gibi beni de en çok mutfağım, banyom ilgilendirir, hijyenik koşulların sağlanması gereken iki yer olduğu için. O sebeple her iki mekanda her gün mutlaka ve mutlaka kazıma işleminden geçerler..

Ve son yıllarda deterjan kullanımım –bilinçli seçim yapsam da- beni rahatsız etmeye başladı. Çünkü saklamaya gerek yok, ben cif ve domestosun hastasıyım! Sulandırmak gibi şeylerle kendimi kandırmaya son vermem gerektiğini bilsem de, "Bizim ülkemiz de, ne yazık ki insanlarımız da çok pis, yok ben kazınmaya devam edeyim bunlarla.." diye diye bugünlere geldim! :D Ama gelin görün ki ahir ömrümde ‘Yalan Dünya’ dizisindeki Servet Hanım gibi olmak istemediğimden olaya daha bir başka yaklaşmakta fayda görüyor ve bundan böyle başta kendimi sonra sizleri benzer bir bilinçle KENDİ DETERJANIMIZI hatta fazlasını KENDİMİZ YARATMAYA davet ediyorum! 

Ben

 

DOĞAL TEMİZLİK MALZEMELERİ

 

Ocak 2011

Nil Gün

“Geleceği Hatırlamak” kitabımı yazmadan önce evimde temizlik amacıyla kullandığım malzemelerdeki, insana ve doğaya zararlı elli beş bin kimyasal maddeden tümüyle nasıl kurtulacağımı araştırıyordum.

No İmpact Man (Zararsız İnsan) belgeselini izlemek de bu araştırmanın tuzu biberi olmuştu. İşte değişik sitelerden topladığım bilgiler:

Evinizde kullandığınız deterjan ve temizlik ürünlerinizi kendiniz yapabilirsiniz. Doğaya ve kendinize saygılı ürünler. Hem doğal hem ucuz.

Bedeli: Çok az emekle bu karışımları hazırlayabilirsiniz.

Ödülü: Kendi sağlığınız, ailenizin sağlığı ve gezegenin sağlığı. Ayrıca kimyasal temizlik malzemelerinden çok daha ekonomik.

Almanız gerekenler:
Sirke, boraks, çamaşır sodası, arapsabunu, sodyum bikarbonat.

Boraks için not: Kolay kolay çözünmeyen bir madde olduğundan kaynar suda çözmek gerekir. Boraks maddesini www.hammaddeler.com sitesinde bulabilirsiniz. Bu sitede sodyumbikarbonat ve temizlik malzemelerinize katacağınız hoş kokulu çeşitli esanslar da satılıyor. Kovanıza ya da sprey şişenize birkaç damla damlatınca her yer mis gibi kokar.

Boraks bazı eczane veya büyük aktarlarda bulunabiliyormuş.

Sirke:
Meyve ya da tahılların fermantasyonuyla elde edilen bir sıvıdır. Asitli içeriği Mikropları öldürmeye, yağı parçalamaya ve mineral kalıntıları çözmeye yarıyor.

Çamaşır sodası: Sodyum karbonat adlı bir mineraldir. Çok az miktarda yakıcı olup katı ve sıvı yağlar, kir ve pek çok petrol ürününün etkin temizleyicisidir. Aynı zamanda su yumuşatıcı ve sabun köpürtücü özellikleri de bulunur. Yakıcı özelliği nedeniyle, uygularken lastik eldiven kullanmak doğru olur. Zararlı kimyasal dumanlara neden olmaz. Klorsuz olanı tercih edin.

Boraks:
Su, oksijen, sodyum ve bordan meydana gelen, antiseptik, antifungal, antibiyotik, koku giderici ve dezenfektan özellikleri olan doğal kaynaklı bir mineraldir. Küflenmeyi önler. Boraks yutulursa zehirlidir.

Karbonat: Sodyum bikarbonat, hafif aşındırıcı bir temizlik sağlar, beyazlatıcı ve koku giderici özellikleri vardır.

Uçucu bitkisel yağlar: Bitki kokularının özleri birçok parfümün ana maddesidir. Piyasada, özellikle doğal ürün satan dükkânlarda çeşitleri bulunabilir. Bir iki damla turunçgil, elma, çilek, nane vb. yağı ile eklenecek koku ev yapımı temizleyicilere hoş bir özellik kazandırır.

Bitkisel yağ tabanlı sıvı sabunlar (arapsabunu vs.): Bu tür sabunlar hayvan yağı içeren ya da petrol tabanlı sabunlara tercih edilmelidir. Arapsabunu asla çamaşır suyuyla karıştırılmamalı. Arapsabunu çamaşır suyuyla karışırsa, tıpkı çamaşır suyu + tuz ruhu ikilisi gibi zehirleyici olur.

Tarifleri uygularken, püskürtme amacıyla pompalı spreyler, silmek amacıyla yüzde yüz pamuklu bezler, sıkıştırılmış selüloz süngerler, doğal kıldan yapılmış fırçalar kullanılabilir.

Buğday Derneği’nin sitesinden alıntı yaptığım bu bölüm hepimizin hislerine tercüman oluyor:

Artık hiçbirimiz anneannelerimiz gibi evi süpürmüyor, çamaşırı küllü sularla yıkayıp güneşte kurutmuyor, yerleri arapsabunuyla fırçalamıyoruz. Buna vaktimiz yok. Temizlik için “hoş kokulu”, “beyazdan daha beyaz yapan”, “iz bırakmadan pırıl pırıl yıkayan”, “mikroplardan arındıran” yardımcılarımız var. Ancak evimizi, eşyalarımızı, giysilerimizi ve yediğimiz yemeğin artıklarını temizlerken (!) bedenimizi, suyu, toprağı, havayı, doğal ortamları nasıl kirlettiğimizin farkına varmıyoruz.

Oysa çevreyi ve insan sağlığını tehdit eden temizlik maddeleri yerine ev temizliği konusunda çevreye karşı sorumlu pek çok seçenek bulunuyor. Buğday Dergisi olarak derlediğimiz doğal temizlik maddelerinin çoğu modern, sentetik karışımların, doğal döngüye saygı ön planda tutularak hazırlanmış versiyonları. Ayrıca bu tarifler işinizi istediğiniz şekilde göreceği gibi, size tasarruf yapma olanağı da sağlıyor.

İtiraf edelim ki çoğumuz, ev temizlemek, ovmak ve yıkamaktansa başka bir iş yapmayı tercih ediyoruz! Acaba, vaktimiz olmadığı için mi bulaşıkları elde yıkamıyor, işi makinelere bırakıyoruz, yoksa makineler, gerekli kimyasallar, elektrik ihtiyacı ve benzer tercihlerimiz yüzünden mi her şeyin daha doğal olanına vaktimiz yok?

Üreticiler, önemli bir çoğunluğu evlerinin “tertemiz”, “dezenfekte edilmiş”, “mikropsuz” olması gerektiğine inandırmak konusunda son derece başarılı olmuşlar ve bunu yapabilmek için gereken ürünleri satmayı sürdürüyorlar: Tuvalet ve fırını temizlemek için asit, banyoyu dezenfekte etmek için fenol, mobilyaları cilalamak için damıtılmış petrol ürünleri, çamaşırlarımızı beyazlatmak için klor ve yalnızca evlerimizi temiz tutmak için çeşit çeşit diğer zehirli kimyasal maddeler…

Günlük yaşamda kullandığımız ürünler elli beş binin üzerinde kimyasal çeşidi içeriyor ve her yıl bunlara binin üzerinde yenisi ekleniyor. Birçoğu ise yeterince test edilmeden ve belirli bir mevzuata tabi olmadan piyasaya sürülüyor.

Bu ürünlerin büyük kısmı doğrudan kanalizasyona akıp sonunda da su sistemlerimize karışıyor. Sözünü ettiğimiz kimyasallar, sonunda “fazla yüklenme” olasılığı yaratarak vücudumuzda depolanıyor ve zehirli olma düzeyine ulaştığında çeşitli hastalıklara yol açıyor. (Kronik yorgunluk sendromu, alerjiler, karaciğer sorunları, lenf kanseri gibi.)

Evsel temizlik malzemeleri sadece toprağı ve su kaynaklarını değil, teneffüs ettiğimiz havayı da tehdit ediyor. Sprey boyalar, fırın temizleyiciler, dezenfektanlar, mobilya parlatıcıları ve diğer tüm sprey ürünler, birkaç gün sonra soluyacağımız havanın bir parçası oluyor.

Sadece kentlerde yaşayanların değil, kırsal kesimde yaşayanların da atık su sistemlerine neler gönderdiklerine dikkat etmeleri gerekiyor. Foseptik sistemler atık su sorununu çözmüyor; boyalar, çözücü, inceltici, ağartıcı kimyasallar, aseton, tuvalet temizleyiciler ve lavabo açıcılar ile diğerlerinde bulunan belirli kimyasal maddeler organik maddeleri parçalayan organizmaları zehirleyebiliyor. Oysa organik maddelerin parçalanması doğal döngünün işlemesi açısından zincirin olmazsa olmaz halkalarından birini oluşturuyor. Zehirli olmayan doğal temizlik maddeleri ise foseptik sistemi, içme suyu ve sağlık konusunda büyük yararlar sağlıyor.

İşte size tarifler:

Banyo temizliği (Ovarak)

1su bardağı karbonat
2 çorba kaşığı boraks
Bunları karıştırıp bir kaba ya da kavanoza koyun. Banyodaki her şeyi temizlemek için bunu kullanabilirsiniz. Temizlediğiniz yeri su ile durulayın. İsterseniz bir havluyla kurulayın.

Ya da

Sirke ve suyu eşit miktarlarda hazırlayıp temizlik için kullanırken bu karışımla ıslattığınız süngere biraz karbonat serpebilirsiniz.

Bulaşık için:
Elde yıkamak
1 su bardağı boraks
1 su bardağı karbonat
1 yemek kaşığı kaya tuzu
1 yemek kaşığı limon tuzu

İşte size yemek yapmaktan daha kolay bir bulaşık deterjanı tarifi. Bulaşıklarınız pırıl pırıl parlasın istiyorsanız, sirke de koyabilirsiniz.

Aynı karışım yüzey temizleyici olarak da kullanılabiliyor.

Elde yıkamak için bir başka öneri:

Elde yıkarken, bir kalıp saf sabunu tavaya rendeleyerek üzerine su ilave edin. Üzerini örtecek kadar su eklediğiniz karışımı hafif ateşte eriyinceye kadar pişirin ve sıvı deterjan gibi kullanın. ya da sünger ve zeytinyağlı sabun ile en ağır yağı bile yıkayabilirsiniz.

Yanmış tencere ve tavaları içinde patates kabukları olan suda bir gece bekletin ve sonra kaynatıp temizleyin. Ya da 1 çay kaşığı karbonat, 1 çay kaşığı tuz, yarım bardak sirke ve biraz suyu karıştırıp içinde kaynatın.

Bulaşık makinesi deterjanı

Bulaşık makinesinde eşit miktarlarda boraks ve çamaşır sodası kullanabilirsiniz. Ağır lekelerde soda miktarını artırabilirsiniz.

Parlatıcı haznesine ekleyeceğiniz elma sirkesi ile makinenin içi temiz kalır.

Veya deterjan gözüne toz haline getirilmiş kil, parlatıcı gözüne de sirke koyabilirsiniz. Bir daha deterjana ihtiyaç duymayacağınıza emin olabilirsiniz!

Mutfak yerleri için biraz arapsabunu ve yarım bardak sirkeyi on litre kadar ılık suda iyice karıştırın. Muşambalar için sirkeyi kullanmadan yukarıdaki tarifi uygulayabilirsiniz
Birçok yüzeydeki çatlak ve kuytu yerlere sodyumbikarbonat serpiştirip nemli bir süngerle de silebilirsiniz.

Buzdolabı için:
Kokuları çekmesi için hem buzdolabı hem de dondurucu bölümlerinde birer kutu karbonat bulundurun.

Ayda bir kez buzdolabını durdurup tüm yiyecekleri dışarı çıkarın. Bir fincan karbonat ve yeterince arapsabununu, dört litre sıcak suda karıştırın. Kutu ve tepsiler dâhil tüm yüzeyleri bu karışımla temizleyip yarım bardak sirke karıştırılmış sıcak suyla durulayın.

Cam için:
Bir çorba kaşığı arapsabunu
4 çorba kaşığı sirke
Bunları bir litre suya karıştırıp püskürterek kullanabilirsiniz.
Ya da;
2 çorba kaşığı çamaşır sodası veya boraks
3 bardak su

Cam temizliğinde yine püskürterek kullanabilirsiniz. Kurulamayı gazete kâğıdı ile değil pamuklu bezlerle yapın. Doğal keten bir havlu, temiz, nemli güderi bez veya kauçuk cam sileceği ile de temizleyebilirsiniz. Gazete kâğıdı da bu amaçla sıklıkla kullanılmaktadır ancak, nemlendiklerinde kimyasal duman verirler.

Çamaşır makinesi için:

Fosfat içermeyen deterjanları tercih edin veya toz sabun kullanın. Çamaşır sodasını sabunla beraber kullandığınızda hem parlak hem de beyazlatıcı özelliği kazanıyor.

Toz sabuna geçmeden önce çamaşırlarınızı bir kez sadece çamaşır sodası ile yıkayın. Bu yolla deterjan kalıntılarının sabun ile reaksiyona girip çamaşırlarınızı sarartma riskini ortadan kaldırmış olursunuz.

Çalkalama aşaması için yarım bardak sirke ilave ederek hem renklerin canlı kalmasını, hem de havlularınızın yumuşamasını sağlayabilirsiniz. Yumuşatıcı gözüne yarım bardak sirke koyarak, deterjan kalıntılarını giderip suyu yumuşatmanız mümkün.

Klorlu ağartıcılara alternatif olarak sıvı hidrojen peroksitten yapılmış beyazlatıcılar ya da toz halinde hidrojen peroksit kullanabilirsiniz.

Çok amaçlı temizleyiciler
Bu tür temizleyicilerin birçoğu amonyak ve klor içerir ve birlikte kullanıldıklarında ölümcül amonyum klorür gazını oluştururlar. Amonyak akciğerlerimiz için tehlike oluştururken, klorla karıştırıldığında kansere yol açan bileşikler oluşturabiliyor.

Bunun yerine;

İki tatlı kaşığı boraks* ve bir tatlı kaşığı** bitkisel kaynaklı sıvı sabun veya yeterince arapsabununu, bir litre sıcak suya karıştırarak her yüzeyde; yarım bardak çamaşır sodasını bir kova suya katarak alüminyum, fiberglas ve cilalı zeminler hariç tüm yüzeylerde kullanabilirsiniz. Yağ lekelerini çıkarmak için, ilk karışıma bir çorba kaşığı sirke veya limon suyu ilave etmek yeterli olacaktır.
Dezenfektan
4 litre sıcak su
Yarım su bardağı boraks
1 çorba kaşığı karbonat
İki çorba kaşığı çamaşır sodası,
Yarım bardak sirke
Biraz arapsabunu
Yerlere fırçayla uygulayabilirsiniz.

Fırın temizleyiciler
1 bardak karbonat ile 4 kaşık çamaşır sodasını karıştırın. Fırının tabanına bolca su serpin, sonra da kiri toz halindeki karışımla kaplayın ve üzerine biraz daha su serpin. Gece boyunca öyle beklesin.

Sabah, eski bir sünger ya da plastik sürtme teli ile kir ve yağları ovarak silin. Daha sonra süngere biraz arapsabunu koyup fırının kenarlarını, üstünü ve kapağının içini temizleyin, sabunundan iyice arındırmak için de ıslak bezle silin. Çok kötü lekeler metal sürtme teli kullanmanızı gerektirebilir.

Mikrodalga fırın

1 fincan karbonatı su ile karıştırarak bir macun yapın. Fırının kapağını ve içini sünger üzerine koyduğunuz bu karışımla temizleyin. Sonra da iyice durulayın. (Fırın ılıkken döküntülerin üzerine tuz serpip 2 yemek kaşığı sodyum bikarbonat ve 1 bardak sıcak su ile bulamaç yapıp, bununla temizliğinizi yapabilirsiniz. Temizlikte metal olmayan sert, kalın kıllı bir fırça da faydalı olabilir.)

Halılar ve kilimler
Halılarınıza mısır nişastası veya sodyumbikorbonat serpip (ortalama büyüklükte bir odayı kaplayan halı için bardak) 30 dakika bekledikten sonra elektrik süpürgesi ile süpürün.

Yeteri kadar arapsabununu sıcak suda köpürtüp uygun bir bezle sildikten sonra sirkeli su ile nemlendirdiğiniz bir bezle halının tüylerini yattığı yönde, zorlamadan silin.


Halı lekeleri
Çamur:
Çamurun bulunduğu yeri tuzla ovun, bir saat kadar bekletin ve elektrik süpürgesiyle temizleyin.
Kahve: Sıvı soda ile lekeyi silin, süngerle temizleyin.
Kırmızı şarap: Kurumadan lekeyi tuzla kaplayın, kuruyunca elektrik süpürgesiyle temizleyin.
Meyve suları: Lekeye az miktarda kaynar su dökün ve süngerle silin.

Koltuk ve halı üzerinde genel leke çıkarmak için:
Arap sabununu süngerin üzerinde köpürtüp lekeye sürün, biraz beklesin, sonra sirkeli suyla silin. Çoğu leke bu yolla çıkar.

Tuvalet için:
Yarım bardak karbonat ile yarım bardak sirkeyi tuvalete dökün. Fokurdama yaratan bu kimyasal reaksiyon sonunda tuvaletiniz kokulardan arınmış ve temizlenmiş olacaktır. Yine fırçaladıktan sonra üzerine bir kova kaynar su döküp sifonu çekin.

Tıkanmış gider için öncelikle lavabo pompası ya da tesisatçı kılavuzu kullanın. Uygunsa lavabonun altını sökerek temizleyin. Mekanik çözümler daima kimyasal çözümlerden üstündür.

Tıkanmış olan gidere, yarım bardak karbonat ve yarım bardak sirke döküp 15 dakika bekletin. Daha sonra sıcak su dolu bir çaydanlığı gidere boşaltın.

Yağ lekeleri için bu karışıma bir çorba kaşığı sirke veya limon suyu ilave edin.

Yer ve yüzey temizliği:
Bir litre temizlik malzemesi elde etmek için:

İki tatlı kaşığı boraks
Biraz arapsabunu,
Çeyrek bardak çamaşır sodası
1 litre ılık su.

Hepsini karıştırarak kullanın.

Not: Cilalı zeminler hariç tüm yüzeylerde kullanabilirsiniz. Cilalı zeminler için aynı karışımı çamaşır sodası koymadan hazırlayın.

Kâğıt temizlik ürünleri
Kâğıttan temizlik ürünleri bir anda nasıl da, pamuktan havlularımızın, bezlerimizin yerini aldı. Sorgusuz, sualsiz kabullendik tuvalet kâğıtlarını, peçeteleri, havluları…

Kâğıt endüstrisinin “al, at” diyerek verdiği pasla, kendi kalemize bir güzel “gol” atıyoruz. Kolay, hazır, yıkama derdi yok, temiz görünümlü, alıyorsun bir sefer kullanıp atıyorsun. Oysa kendimizi, geleceğimizi atıyoruz çöpe.

Bir kâğıt havlu ne kadar kötü olabilir ki?

Yeterince kötü, açıkça söylemek gerekirse ölümcül olabilir. Kâğıt havlularla ilgili problem en başta dioksinin varlığından kaynaklanıyor. 75 üyeden oluşan kimyasal ailesine “dioksin” adı veriliyor. (Bunlardan biri Vietnam Savaşı’nda ABD tarafından bir silah olarak kullanılmıştı.)

Dioksinler, kâğıt sanayinde, klorla ağartma işlemi sırasında oluşuyor ve araştırmalar evlerimizde kullandığımız ürünlerde dioksinin izlerine dikkat çekiyor.

Araştırmacılar zehirli kimyasallar sıralamasında başı çeken dioksinlerin, östrojen gibi “doğal steroid” hormonlarını taklit ederek birçok biyokimyasal reaksiyonu başlattığından söz ediyor. En ufak miktarları bile, akne ve eklem ağrılarından uykusuzluğa, kansere, doğum bozuklukları ve bağışıklık sistemi zayıflığına kadar çeşitli rahatsızlıklara sebep olabiliyor.

Dahası dioksinler ve kuzeni “furans” yağda çözünür olduğundan bedenimizdeki yağ hücrelerinde birikme eğilimi gösteriyor. Dioksinlere anne sütünde dahi sıklıkla rastlanıyor. Bebekler yetişkinlere göre iki yüz kat fazla dioksine maruz kalabiliyor.

Satın aldığımız tuvalet kâğıtları, kâğıt mendiller, süt veya meyve suyu kartonları, tamponlar, kahve filtreleri, tek kullanımlık çocuk bezleri, peçeteler, kâğıt tabakalar vs. eğer klorlu ağartma işleminden geçiyorlarsa düşük dozlarda dioksin içeriyor. Dioksinler bu ürünlerin herhangi birinden yiyeceklere ve vücudumuzun duyarlı kısımlarına geçebiliyor.

Bu bileşiklerin en ufak miktarının bile laboratuar hayvanlarında kansere sebep olduğu belirtiliyor. ABD Çevre Koruma Bürosu dioksinleri “olası insan kanserojeni” sınıfına alıyor.
Kullandığımız bu ürünler çöplüklerde yakıldığında dioksinler, hava yolu, sanayinin kirlettiği su kaynakları, bu su kaynaklarıyla sulanan tarım ürünleri ve su ürünleri yoluyla da bize ulaşabiliyor.

Bu arada kâğıt hamuru ve kâğıt fabrikalarının atıksularının içerdiği tek zehirli madde dioksin değil. Ontario Çevre Bakanlığı’nın 1986 yılında yaptığı araştırmada alüminyum ve çinko dâhil dikkat edilmesi gereken 41 madde (benzen, kadmiyum, kurşun, civa PCB’ler, tölüen vs.) tespit edilmiş.

Dioksinlerden Korunmak
İyi haber; dioksinlerden, ağartılmamış veya klor içermeyen kâğıt ürünleri kullanarak kurtulabilirsiniz. Kötü haber ise; düşük talepten dolayı bunların piyasada bulunmalarının zor oluşu.
Diğer bir çözüm ise geri dönüşümlü kâğıt kullanmak. Geri dönüşümlü kâğıtlarda diğer ürünlere göre daha az ağartma yapılıyor. Düşük sıcaklıklarda çalışılıyor olması da geri dönüşümlü kâğıtta dioksin oluşumunu azaltıyor.
Avrupa’da birçok kâğıt fabrikasında, ağartma işlemlerinde klor yerine “oksijen”, “peroksit” ve “sodyum hidroksit” kullanılıyor. Fakat teknoloji değişiminin maliyeti kağıt endüstrisini bu alternatiflerden uzak tutuyor.

Hiç şüphe yok ki, bu problemin cevabı çevreci tüketicilerin yapacakları alışveriş tercihlerinde ve örgütlü tüketici baskısında, hatta kâğıt havlu gibi ürünleri hiç almamakta. Bizler bu ürünleri tüketmeyi sürdürdükçe, firmalar ekonomik açıdan başarılı kâğıt üretimlerini değiştirmeye girişmeyecekler.

Hadi tuvalet kâğıdından vazgeçemedik diyelim. Ama kâğıt havlu kullanmak zorunda mıyız?

Kişisel Bakım

Diş macunu

Diş temizliğini sağlayan en iyi vasıta misvaktır. Diş macunları, ağızdaki faydalı ve zararlı bütün mikropları öldürürken, misvak sadece zararlı mikropları öldürür.

Çoğu diş macunlarının içinde bulunan Triclosan adli madde hem anneye hem anne karnındaki bebeğe zarar veriyor. Yıllarca diş macunlarında kullanılan floridin sağlıklı olduğuna inandırıldık. Oysa florid denilen madde diş çürümesini zerre kadar önlemediği gibi sağlığa dünya kadar zararı var.

www.misdis.com sitesinden misvak tozu misvak macunu satın alabilirsiniz.

Saç bakımı
İki yumurta sarısını sıcak suyla iyice çırpın, saçınıza masaj yaparak yedirin, 10 dakika bekledikten sonra durulayın.

Alman papatyasını kaynatın, süzün. Yumurta akını çırpıp bununla karıştırın. Saçlarınıza iyice yedirip biraz bekledikten sonra durulayın.

Saçlarınızın parlaması için bir demet maydanozu yirmi dakika kaynatın. Suyunu durulama suyu olarak kullanın. Ayrıca 1 avuç ısırgan otunu iki bardak suda kaynatıp durulama suyu olarak kullanmanız da saçlarınızda parlaklık sağlayacaktır.

Vücut temizliği
Vücut temizliğinde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta toz ve kirle kapanan gözeneklerin açılarak oksijen almasını sağlamaktır. Her gün sabunla yıkanmak vücut yağlarını alıp cildi kurulaştırabilir. Ayrıca çok sık ve fazla sürülen kremler de gözenekleri kapatarak oksijen alımını engeller, bu da cilt sağlığı için sakıncalıdır.

Her gün ılık suyla ve lifli bir bezle hafifçe yapılacak bir temizlik cildin nefes alması için yeterlidir. Ayrıca gerek oldukça ponza taşı da topuk ve nasırlar için kullanılabilir. Saç bakımı için daha çok bitkisel özlü doğal şampuanlar kullanmayı tercih edin. Sık sık şampuan değiştirmek de saçı yıpratır.

Siz de yorum ve önerilerinizi yazın. Deneyimlerinizi ve bilgilerinizi paylaşın. Hep birlikte fark yaratalım. Dev kimya şirketlerinin fütursuzca sağlığımızla oynamasına dur diyelim.

www.kuraldisidergi.com

YÜZÜNÜZÜ SEVİN..

Ben de çok incelerim.

Tabii ilgimi çekerse, "İşte!" diyecek olursam.

Yüzlerce gördüğüm ‘yüzler’ içinde yıllar geçse de unutmadığım, unutamadığım yüzler, gözler, bakışlar, ifadeler vardır mesela.. Yaşanmışlıklarından mıdır, derinliklerinden midir kavrayamam bazen ama delip geçtiği, fazlaca etkilediği, beynime işlediği olur.

Söylemek istediğimin nasıl bir etkileşim olduğunu açıklamama gerek yok heralde..

Yılların yüzümüze bıraktığı her izin bir dediği var diye düşünürüz.. Eski fotoğraflarımıza bakarken ne kadar değiştiğimize şaşar kalırız. Özellikle belirli bir yaştan sonra merdivenleri birer birer inmektense daha ivedi adımlarla inmeyi tercih ettiğimiz aralar olduğunu gözlemleriz o fotoğraflara bakarken.. Huzurlu, yorgun, heyecanlı, keyifli, içkili, tedirgin, neşeli pek çok yüzümüzü görürüz o fotoğraflarda.. –tercih yazdım ama dikkatinizi çekerim-

Aslında içimizi..

Aslında benliğimizi, kişiliğimizi..

Aslında hayatımızı..

Ve öğrendim ki belkide geleceğimizi..

Yüzümüz bizi ele veriyor.. Sadece asıklığı ya da tebessümüyle değil.. Hatlarıyla.. Genetik faktör kurbanlarını, şanslılarını bir kenara koyarsak, yüz hatlarımız bizi kesinlikle ele veriyor! Düşündüm de, çokkkkk doğru tespit!.. ;)

Ben

 

GELECEĞİNİZ YÜZ HATLARINIZDA YAZIYOR

Şubat 2012

Jean Haner

Çin Yüz Okuma Sanatı

Yaşamınız boyunca kaç yüze gözünüz takılıp kaldı? Gördüğünüz her yüz benzersizdir, yalnızca o insan ruhuna aittir. İnsanların çoğu ebeveynlerden ve atalardan gelen bir gen karışımı yoluyla miras edinilen yüz hatlarının bir birleşimine sahip olduklarını ve yaşlanmaya bağlı olarak kırışıklıkların oluştuğunu varsayarlar. Her yüzün, o insanın kim ve neden o kişi olduğuna dair derin gerçekler taşıdığını asla tasavvur etmeyebilirsiniz.

Peki ya birisine sadece bakarak içinde kimin olduğunu söyleyebilseydiniz -nasıl bir yaşamı olmuş, nasıl düşünür, ne hisseder ve nasıl davranır? Ya evlendiğiniz günün neşesini, zor bir görevde öğrenilen dersleri ya da çocuğunuzun doğduğu o mucizevî anı kendi yüzünüzde görebilseydiniz? En önemlisi de, ya aynanızdaki yansıma içsel varlığınızın açığa çıkmasına yardımcı olan ve doğrudan ifadesine olanak tanıyan bir sırlar hazinesi olsaydı?

Birçok insan yüz okumanın bir eğlence, kozmetik cerrahi ile ilgili bir şey veya insanları sınıflandırmanın ya da yönetmenin bir yolu olduğunu düşünür. Aslında, akupunktur ve geleneksel Çin tıbbı ile aynı eski ilme dayanır. Bu bilgiye ait referanslar M.Ö.600’e kadar dayanan metinlerde bulunmuştur ve köklerinin M.Ö. 2697 ile 2597 arasındaki Sarı İmparator dönemine kadar izlendiği söylenir. İlk yüz okuyucuları, rollerinin rahip, sağaltımcı ve müşfik danışman karışımı olduğu söylenen yüksek eğitimli Taocu rahipler ve bilginlerdi.

Yüz okuma, ilk olarak bedenin her parçasının tüm bedenin bir ifadesi olduğu bütüncü inanışla ilintili olarak gelişti. Lazer ışınını bir imgenin bir bölümünden yansıtıp tüm resmi yarattığınız bir hologram gibi, yüz de tüm fiziksel benlikte neler olup bittiğinin eksiksiz ve mükemmel gösterimi olarak düşünüldü. Her önemli organın sağlık durumunun farklı bir yüz çizgisine yansıdığına inanıldı. Eski Çin’de, hekimlerin kadınlara dokunmaları yasaktı, hastalığı teşhis etmek için böylece yüz önemli bir teknik haline geldi.

Bu ilk hekimler, Batı’nın önemli bir bölümünün ancak birkaç on yıl önce kabul etme noktasına geldiği bir şeyin daha farkına vardılar: beden ve zihin dairesel bir etkileşim içinde var olur. Çin tıbbı, duyguların sağlıkta tamamlayıcı bir etken olduğunu çok önceden algılamıştı. Fiziksel ve zihinsel benlikler birbirinden ayrılamaz ve aslında vücudunuzun durumunu tetkik etmek için yüzünüzden okunan bilgi aynı zamanda duygusal doğanızın niteliklerini de ele verir.

O halde, Çin yüz okuma sanatı sağlık durumunuzu değerlendirmek üzere kullanılabilirken, öte yandan cebelleştiğiniz duygu örüntüsüne, bireysel güçlerinize ve zorlanmalarınıza ve hatta ilgi duyacağınız insanlara ve seveceğiniz işe parlak bir kavrayış getirir. En önemlisi, yüz okuma yaşamınız için elzem olan iki sorunun yanıtını verir: Siz kimsiniz? İçinizde nasıl bir çağrı duyuyorsunuz?

Yüzünüz genetiğinizin, çevrenizin ve yaşam deneyimlerinizin bir ürünüdür. Kim olduğunuzu, nereye gitmiş ve nereye gidiyor olduğunuzu gösterir; özgün potansiyelinizi ve mutlu olmak için neye gereksinim duyduğunuzu açığa çıkartır. Yüz hatlarınızdaki bilgi gerçekten anlamlı ve tatmin edici bir yaşam yaratmakta size yardımcı olacak harika bir kaynak olabilir. Tüm yapmanız gereken aynaya bakmaktır.

Yüz okuma ilk olarak Çin’de binlerce yıl önce bir sağlık tanılama yöntemi olarak gelişti ama gücü daha iyi kavrandıkça etkisi tıbbın ötesine yayıldı ve çöpçatanlık ya da iş yapılacak kişiyi seçmek gibi önemli yaşam kararlarında kullanıldı. Ancak zaman içinde, bu bilgi, feng shui gibi, halk arasında yavaş yavaş yozlaşarak bâtıllaştı. Taocu kökeninin zengin felsefesinden sıyrılınca, geriye sadece arkasındaki ilkelerin hiç idrak edilmediği bir sürü kural kaldı. Öyle ki, derinliğini kaybetti ve oldukça kaderci bir hale geldi. Yüzünüz yazgınızı belirlerdi. Eğer “uğursuz” yüz hatlarıyla doğmuşsanız sizin için olup olacağı bu kadardı!

Bu bakış açısı, günümüz bir yana, kadim Çin’de bile faydalı ya da anlamlı değildir. “Kötü” ve “iyi” yüz hatlarının olduğunu varsaymak, aklı, hiç kimseye yararı olmayan bir dizi korkuya dayalı bildirime indirger.

Yüzünüz yalnızca herhangi bir andaki içinizdeki sizin bir yansımasıdır. Siz değiştikçe görüntünüz de değişir. Geleceğiniz yüz hatlarınıza, sadece o ana kadarki kişiliğinizi yansıttıkları kadarıyla yazılmıştır. Siz kendi içinizde dönüştükçe, o da değişir. Geleceğiniz önceden belirlenmemiştir.

Yüzünüz yaptığınız her ayarı yansıtır. Kişisel gelişim ve değişim yaşayan insanlarda çarpıcı fiziksel değişikliklere tanık oldum. Kaşların farklı bir şekilde büyüdüğünü, dudakların değiştiğini ve kırışıkların azaldığını ya da kaybolduğunu gördüm. Bazen cilt, kıkırdak ve kemik yapısının bile içteki gerçek çalışmanın bir sonucu olarak değiştiği görülür. Yüzünüz içsel olarak kim olduğunuzun gerçek bir aynası gibidir.

Buda’ya atfedilen harika bir alıntı vardır: “Bugün kim olduğunuz dünkü seçimlerinizin sonucudur, yarın kim olacağınız bugünün kararlarının sonucu olacaktır.” Yüzünüz, geçmişte kim olduğunuzu ve bunun dönüştüğünüz insana nasıl katkıda bulunduğunu gösterir.

Değişmek için gücünüz her an ve hep vardır.

http://www.kuraldisidergi.com

TWEET TWEET TWEET…

Twitter hayatımıza girdi, blogumuzun pabucu dama atıldı mı acaba diye düşünmüyor değilim arada vallahi. Bizi an’da tuttuğu için ayrı seviyorum orayı, kısada ifade ettirme şansı verdiği için ayrı.. Düşündüğünü, geleni geldiği gibi yazıyorsun ya o da cabası! :)

Hal böyle olunca orada girilen sohbetler, kurulan iletişimler de bir başka oluyor tabii.. Sevgili Tümaaaaaaaaay’ın sinir olduğu meşhur DM’ler, -direk mesajlar, dışarıdan herhangi bir kimsenin vakıf olamadıkları, göremedikleri diyelim kısaca- bu sefer ki yazımın malzemesi oldular..

Yazımın kahramanı, başrol oyuncusu Tubecuk..

İyi ki twitter kullanmıyor, kullansa daha neler yazardı bilinmez ya neyse.. İtici buluyor, sevmiyor vs vs.. Kendince başka haklı gerekçeleri de var ve orada yer almak istemiyor ama sonuç olarak var bir hesabı.. O hesabı da sağolsun bana DM yazmak için kullanıyor! :P Ben de üşenmedim, Tuğba’nın bana ama mail ama DM ama blog yorumu olarak tweetlerime yazdığı mesajları derledim, toparladım ve aşağısını oluşturdum..

Bugün de dahil olmak üzere istisnasız neredeyse her tweetime bir şey karalamış Tubecuk hatta RT ettiklerime bile kusur bulmuş.. Çok baymasın, uzamasın diye kendi cevaplarımı yayınlamıyorum, hadi yine şanslısınız..

Ben

ps: bunu yapmamdaki en en en büyük sebep blog yorumları ile kırıp geçiren bu kadını bir de burada görmenizi istemem! :P

 

nazannesi

ilk cemre düşmüş ya o günden beri bendeki hal hal değil, hayır neredeyse kışlıkları filan kaldıracağım, o derece..

TUBECUK; SEN ONU KÜLAHIMA ANLAT,NİYETİ BOZDUN SOYUNACAN GELDİLER SANA,BAHANE ARAMA!!!

DusunenAdam

Anlaşılmayı isterken, anlaşılmayacağını bildiğinde anlatmak daha kolaydı. .@nazannesiretweetledi

TUBECUK; EVO ŞÖYLE SALAK SALAK ŞEYLERİ RT ETMESENE YA BASMIYO İŞTE BASMIYO. ANLAŞILMAYI İSTERKEN ANLAŞILMASININ AMK.

twitburc

Oglaktan mart mesajı; Bir Oğlak kaybederken bile kazanır,sen bunu su anda goremiyorsan,anladiginda da seni hic bisey kurtaramaz. .@nazannesiretweetledi

TUBECUK; BEN SENDEN KORKUYORUM BAK BAZEN,HÜRREM GİBİ OLUYOSUN GÖZÜMDE.DÜŞMANLIĞINI KAZANAN B.. YEDİ,ELİNE DÜŞÜRMESİN.

nazannesi

bir şey olacak.. iyi bir şey.. :) )

TUBECUK; SALLAMA.

nazannesi

bi heyecan var içimde.. böyle hani olur ya.. :)

TUBECUK; BANA HİÇ ÖYLE GEREKSİZ ŞEYLER OLMAZ.

nazannesi

ulkucan’ın naz’a aldıgı yazı/cizi kitabını okulda yaptıgı yeter deyip kabul etmeyen kaba ben ozurlerimi sunarım.. :) )

TUBECUK; BEN SANA HEP DİYORUM SEN BU KAFAYLA GİDERSEN NAZ İLKOKUL 3 ANCA SÖKER OKUMAYI YAZMAYI.

HzSemsiTebrizi

Otunu, suyunu bilmediğin gönüllerde koyun gütme! Yoksa, ‘kaçıracağın keçilere’ çobanlık yapamazsın ! .@nazannesiretweetledi

TUBECUK; GÜZEL BİR LAFI ŞEY ETTİRDİN MADEM NE DEMEYE KOYUNU ÇOBANI KARIŞTIRIYORSUN,KOPTUM MANADAN!! :) ))

nazannesi

tümaaaaaay hnma sonsuz sevgilerimle.. :) ))) pek manidar sezen parçası.. http://fizy.com/#s/1agvy3 

TUBECUK; HEP TÜMAY’A KARDEŞİM BİGÜNDE TUBECUKA DESEN?

nedenttoldu 

14 Şubat Sevgililer Günü atmosferinden sıkılanlar, eski sevgililerinden dert yananlar #askinamk etiketi ile içlerini döküyor.  @nazannesiretweetledi

TUBECUK; EVO SENİN TERBİYENDE BOZULDU YILLAR İÇİNDE FARKINDA MISIN?

erdilyasaroglu 

Yapılacaklar listemde yapılacak listeni düzenle diye yapılacak var. Pıf… @nazannesiretweetledi

TUBECUK; YALNIZ OLMADIĞINI ANLADIN TABİİ,MANYAKLAR ORDUSU VE MANYAK LİSTELERİ.

nazannesi

kudret’i bağrıma basasım var.. :( #son 

TUBECUK; ABİCİM BEN SENİ ANLAMIYORUM DİZİ TAŞ GİBİ ADAMLARDAN GEÇİLMİYOR KADIN KALKMIŞ KUDRET’İ BAĞRINA BASIYOR.BULDUN GENE BİR PSİKOPAT,YAHU SENİ NE ARA ANLAMAK MÜMKÜN OLDU ZATEN Kİ? CEBİN NİYE KAPALI?

nazannesi

yumurta ülkücan yumurtaaaaaaaaa!!! :) ))))))

TUBECUK; NOLUYO? ÜLKÜNÜN PASKALYASIMI VAR? BU DA MEVLÜTÜ GİBİ OLDU. :) )))))))

nazannesi

ne gündü.. gene çok yorulmuşum..

TUBECUK; UYDURMA ARADIM EVDEYDİN.

nazannesi

denize acılır bu yurek simdi,yelken kurek farketmez.bir sevda salar basına geceler dost dusman olsa farketmez..

TUBECUK; DEĞİŞİR DÜZENİN HERŞEYE RAĞMEN,BİR RÜZGAR ESERDE DAĞILIR GİDERSİN..

nazannesi

gun guzeli, canım orhan hocamın iltifatları ve cicekleri..

TUBECUK; ORHAN HOCADAN BAŞKA İLTİFAT EDEN YOK MU EVO? :) ))

OzelSozler

“Kalbimi açtığım yerde ağzımı asla kapalı tutmam.” – Charles Dickens @nazannesiretweetledi

TUBECUK; AĞZIN KAPANSA..

nazannesi

bu karda sevgili ile ne yazık mahsur kalan dostuma sevgilerimi yolluyorum.. erzak yardımı yapabilirim diyeceğim amma..

TUBECUK; YUH!

HzSemsiTebrizi

Kadın; bilmeyene ”nefs”, bilene ”nefes”tir.. @nazannesiretweetledi

TUBECUK; YOK ÖYLE ŞEY,MASAL O MASAL.

nazannesi

naz la sabahın en erkeni karakoyde kahvaltı simdi odakule..

TUBECUK; EVO YA KARAKÖY KHANELERİN OLDUĞU SEMT MİYDİ,VALLA BAK MERAK ETTİM DE.

DusunenAdam 

yeni terk edilmiş bir kadın kadar kolay elde edilebilen başka bir kadın yoktur. @nazannesiretweetledi

TUBECUK; HEP BU ANI BEKLEDİM.

sufisaja

Deli Gönül Feryad Etme Boşuna Hal Bilmez Kişiye Yar Olamazsın @nazannesiretweetledi

TUBECUK; KAPAK OLDU ANAM SAĞOL.

nazannesi

bundan böyle sinirlendirenin ‘omuz kapsülünü’ yırtarım! :) )))

TUBECUK; AÇTIRMA KUTUYU SÖYLETME KÖTÜYÜ.

nazannesi

gene deniz gök bir arada.. haber alıcam..

TUBECUK; YER DENİZ GÖK BAKIRA BAĞLAMIŞIN GENE, NE İŞ?

nazannesi

bu sefer cidden üredi.. itina ile aşure yaparım, dağıtırım..

TUBECUK; ANAÇ KADINSIN SEN.. KADIN GİBİ KADIN DA, BANA Bİ FAYDAN YOK. :)

nazannesi

ataşehir kardelenlere girememek, girmeyi başarmak ve çıkamamak.. bu nasıl bir şeydir ya.. D kapısı, B kapısı, … e iyiymiş böyle..

TUBECUK; BU SAATTE NE İŞİN VAR, AY ÇATLARIM ARA HEMENNNNNNNN.!!!!!

nazannesi

gene servisle yarısıyoruz hale bak ya!

TUBECUK; BİDE ÖRNEK ANNE AYAKLARI,HANİ BAK HALİNE! :) )))))

nazannesi

sabah sabah çekilmeyecek onca şeyin biri de aradığını aradığın yerde bulamamak, b.. başkasına atıp rahatlayacakken sorumlu kendin çıkmaktır.

TUBECUK; DÜZEN DÜZEN DİYE YIRTTIN KENDİNİ AMA NAFİLE GİTTİ İPİN UCU. :) )))

nazannesi

öğretmen arkadaşlarımın günü kutlu & mutlu olsun! sarıldım size..

TUBECUK; EN ÇOK HANGİ ÖĞRT.ARKADAŞININ Kİ KUTLU OLSUN EVO?

nazannesi

carignan alicante vin-art… hmmm.. bu iyi geldi şimdi işte, sofradan kime ne!

TUBECUK; GALERİ ADI MI BU? :)

nazannesi

kadıköy ‘gözde’ şarküteriye sevgilerimi sunuyorum.. ve tüm kadıköy’e..

TUBECUK; ŞARKÜTERİYE SEVGİ SUNMAK?? YOK BE ABİCİM O KADAR UZUN BOYLU DEĞİL, O KADAR SEVGİ DOLU DEĞİLİM DE GET! :)

nazannesi

bitten ödü kopan naz, bitlendi! :( (( evo iş başında, saç başında yani.. :( ((

TUBECUK; EVO YAZDIKLARIM YAZACAKLARIMIN TEMİNATIDIR GİBİ DÜŞÜNÜRSEM DAHA NELER YAZARSIN SEN BURAYA??SAKINNN!!! BİR AVUÇ DEĞİLİZ!

nazannesi

işte ortadaki pembe pazar arabam! sonunda aldım..  http://yfrog.com/kkjmr4j

TUBECUK; HEDEF KOYUP SEVİNDİĞİN ŞEY PAZAR ARABASI MI? SANKİ R.ROVER ALDI MANYAK! :) ))

nazannesi

iyiki m.a.c de bi makyaj yaptırdım. markete gitsem 5 saat boyanıyorum, o günki gibi olayım diye. :)

TUBECUK; TAŞ ULAN O RESİMLER TAŞ,HASTASI OLDUM ONLARIN,NE HATUNSUN SEN BEEEE!

nikitaninmakasi

sen sıranı beklerken önünden hızlı adım ve topuk sesleri ile geçen banka memuresi klasiği. önemli not: diğer elde de şıngırdayan anahtarlık @nazannesiretweetledi

TUBECUK; OLDUM OLASI SEVMEM ŞU BANKA KIZLARINI. IĞĞĞKKK.

nazannesi

ve bilmem kaçıncı kez itina ile ‘sex&the city’ seyredilir..

TUBECUK; İTİNA İLE S.. YAPILIR YAZDIN SANDIM BİR AN! OHHHHAAAA DEDİM Kİ, ESAS BANA OHA!

SineFabrika

"Bu yalan dünyada kıymet vermeğe değer iki hece vardır: Ka-dın." – Kadın Kokusu (1992) @nazannesiretweetledi

TUBECUK; BU YALAN DÜNYADA KIYMET BİLMEYEN BİR ÖKÜZ VARDIR; ERKEK.. İKİ HECE ER-KEK..

Previous Older Entries

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.